Torchlight II :
Hadi itiraf edin. Siz de Kes Biç Parçala, namı diğer Hack and Slash, oyunlarına bayılıyorsunuz. Belki kesme olayı bir zaman sonra sıkıcı ve bayık bir hale gelebiliyor ama o köşede parıldayan sandık, o pırıl pırıl eşyalar, tanımlanamamış o devasa kılıcın tanımlandıktan sonra üzerinde ne gibi süpersonik özellikleri olacağının merakı birçok oyuncunun en sevdiği şeylerden biri. Torchlight II içinizdeki loot manyaklığını perçinlemek için yine yeniden karşımızda.Torhclight'a doğru yatır beni, kes, biç beni parçala beni
İlk Torchlight'a bayılmış, saatlerce günlerce deliler gibi oynamıştık. İyi güzel hoş oyundu ama içeriği çabuk bitiyor, kendini biraz fazla tekrar etmeye başlıyordu. Çoklu oyuncu özelliği de olmadığından bir zaman sonra burun kıvırır hale gelmiştik. Runic Games Torchlight II'yle birlikte ilk oyunu sevenler neyden şikayet ettiyse hepsini dinlemiş ve son yılların benim diyen aksiyon RPG'lerine bile taş çıkartacak bir oyun ortaya koymuş (Şeytanın kafasına taş. Mesaj gider hoş gider.).
20 saniyede bir mananızın tamamen dolduğu bir bölüm bu.
Torchlight II'nin konusuna değinecek olursak eğer; ilk oyunda kötücül Ordrak'ı bitirdiğimiz andan seneler sonrasındayız. Simyacı (The Alchemist) hala yerli yerinde fakat kötüler kötüsü Ordrak'ın kalbinden kaynaklanan Ember hastalığına yakalanmış durumda. Kendini iyileştirme yollarını ise dünyanın dengesini sağlayan altı elementi (tahta?) rahatsız etmekte bulmuş ve ilk adım olarak Torchlight'ı yok etmekle başlıyor işe. Bize düşen görev Simyacı efendiyi ister yalnız ister 6 kişiye varan bir co-op desteğiyle durdurmak. Gördüğünüz üzere konu ana yemek yerine sos kıvamında devam ediyor. Ama dert etmeyin, konu sığ da olsa ufak tefek sürprizlerle sizi içinde tutmayı biliyor.
Sere serpe kumlarda, Torchlight batmış kimin umrunda
Dört karakter sınıfımız var ve bu sınıflar ilk oyundakinden farklı. Embermage, Berserker, Engineer (evet turret kurabiliyorsunuz) ve Outlander olmak üzere ayrılan sınıfların hepsinin onlarca skilli ve farklı özellikleri var. Ben hemen Outlander'ı seçiyor ve oyuna dalıyorum. Giriş videosu tam bir hayalkırıklığı ne yazık ki… Sanki az sonra Shank oynayacakmışım gibi hissediyorum. Zaten ara videoları Shank ekibine yaptırdıklarından videolar Torchlight'a özgü değil de Shank'ten fırlamış gibi hissettiriyor.
Boyunuzun ölçüsünü almak istemiyorsanız kaçın!
Torchlight II'nin grafiklerinde çok büyük bir değişiklik yok ama sağlam cilayla birlikte oyun eskisinden çok daha derli toplu, çok daha ışıl ışıl ve çeşitli görünüyor. Bunda animasyonların da farklı ve çeşitli olmasının da büyük bir etkisi var. Dikkat ederseniz "çeşitli" kelimesini art arda üçüncü kez kullanıyorum çünkü Torchlight II'nin bünyesinde bulundurduğu her şeyde bu "çeşitlilik" hissi mevcut. Eskisinden çok daha büyük ve farklı haritalardaki detaylar takdire şayan. Özellikle ikinci bölümdeki çöl teması ve detayları beni benden aldı. Kocaman bir köpekbalığı ya da artık hangi başka bir hayvanın devasa iskeletinin içinde dolaşmak, bir ejderhanın kafatasındaki bir taşı çekerek yerden ışıl ışıl loot barındıran sandıkların kumları dökerek çıkması, başka bir bölümde yağan yağmurun oluk oluk çatılardan akması, evlerdeki yangının yerdeki su birikintisine yansıması… daha ne detaylar. İlk bakışta çok basit gibi görünen bir oyunun bu derece zengin detaylarla gelmesi beni çok mutlu etti. Aynı detaylar karakterlerin ve yanınıza alacağınız hayvanınızda da mevcut. Saldırı yaparken, ya da farklı skillerinizi kullanırken gösterilen animasyon çeşitliliği oyunu iyice zenginleştiriyor. Aynı şey düşmanlarınızda da mevcut tabii ki… Hepsinin kendine özel, kendine has skilleri ve animasyonları var. Özellikle çöldeki haydutların silahlarını çekip, grup halinde sizle çatışmalarına bayıldım.
Düşmanlar demişken Torchlight II'nin kesilecek düşman sayısı da ilk orana göre hayli artmış durumda. İskeletler, örümcekler, başlı başsız, kollu kolsuz zombiler, steampunk evreninden fırlamış Elder Scrolls evrenindeki makinelere benzeyen buharlı robotlar, haydutlar, İskelet Troller (oha!), cüceler, goblinler, orklar, hayaletler, cadılar daha sayamayacağım o kadar çok mob var ki. Kesilecek elite birimler haricinde her Act'te azımsanmayacak derecede BOSS var ki bu bosslar sanırım oyunda benim en çok hoşuma giden şey oldu. Hem animasyonları ve görünüşleriyle özgünler, hem de inanılmaz derecede büyükler. Resimlere bakacak olursanız eğer, yanlarında birinci sınıfa başlamış 66 aylıklar gibi kaldığınızı göreceksiniz. Bu aralar oyunlarda nedense bir "Devasa Boss" furyasıdır gidiyor. Artık oyuncunun egosunu daha fazla tatmin etmek için midir bilinmez ama feci şekilde keyif verdiği kesin. Bosslar konusunda da ufak bir uyarı da bulunmak istiyorum eğer oyuna zor bir seviyede başlayacaksanız oyunu mutlaka co-op oynayın. Çünkü bossların dayanıklılığı bu zorluk seviyesinde inanılmaz yüksek olduğundan siz onların canını eritip bitirene kadar bir bakmışsınız 20 dakika geçmiş gitmiş.
Çok artistik bir vuruş... Kızgın kumlardan serin sulara düşmek gibi.
Şeytan dedikleri, bir küçük uşak, beline bağlamış bir Rare kuşak
Biliyorum sevgili okur, feci şekilde bu oyunu Diablo III'le karşılaştırmamı bekliyorsun ama her ne kadar Hack and Slash türünde olsalar da, iki oyunu aynı kefeye koymak istemiyorum. Ama bir yandan da içim içimi yiyor bunu yapmamak için. Torchlight II'nin skill sisteminde herhangi bir kısıtlama yok. Gerçi yine belirli seviyelere geldiğinizde açılan yetenekler olsa da, Diablo III'teki gibi "Ahan da bunlar açık, ister kullan ister kullanma senin sorunun" gibi bir dayatma söz konusu değil (kimse bana build çokluğundan bahsetmesin lütfen). Üç ayrı skill başlığı altından dilediğinize puanlarınızı yatırabilirsiniz. Yalnız burada bazı skillere Tier sistemi getirilmiş. Bir çok skillin 3 Tier'i var ve her Tier'de o skill'e özel ekstra özellikler açılıyor. İlginç skiller olduğunu itiraf etmek zorundayım. Özellikle Engineer'la Turret koymak ve Outlander'ın öldürdüğü mobların içinden necromancer edasıyla yanında savaşacak yarasa, iskelet, zombi tarzı yaratıklar çağırması benim pek sevdiğim özelliklerden oldu.
Bu kez ilk oyundaki gibi oyunu özellikle zor seviyelerde tek yeteneğe abanarak bitiremedim. Çünkü her yaratığın belli bir dayanıklılık seviyesi var ve bu seviye düşmeden, diğer bir değişle kalkanı parçalanmadan canı pek de azalmıyor. Özellikle bosslarla kapışırken bu kalkanı kırmadan bossun yanından ayrılıp iki soluklanayım derseniz boss savaşlarınız sonsuza kadar sürebilir. Yalnız ilginç bir şekilde oyunda zehirle ilgili olan herşey (poison damage, poison armor vs.) inanılmaz etkili. Hem sizin hem de düşmanlarınızın zırhları zehrin etkisiyle bir anda düşüyor. Sonuç itibariyle skillerinizi birleştirmeden zor seviyelerde ilerlemek imkansız değil ama can yakıcı.
Efektler, efektler, efektler...
Skill sistemine ek olarak bir de Charge barımız var. Bu barı yolumuza çıkanları eze, kese, biçe dolduruyoruz. Bar ne kadar doluysa Critical saldırı yapma imkanınız o kadar yüksek oluyor. Üstüne ekstra özellikler de açılıyor tabii ki. Outlander'da ekstra bir özellik çıkmasa da Berserker ve Engineer'da Charge'ın çoğu zaman hayat kurtardığı feci anlar oluyor. Yalnız Charge'ın oyuna negatif bir etkisi olarak barın doluluk oranı düşmesin diye kesip biçmekten topladığınız itemları ve haritadaki detayları kaçırıyorsunuz (oyuna kulp takmaya çalışan yazarın hazin sonu).
Evcil hayvanlarınız beslenir, suyu verilir, tımarı çekilir
Torchlight II'deki en sevdiğim özelliklerden biri de yine ilk oyundakine benzer bir şekilde yanımızda dolanan hayvanlar. Bu kez sayıları altıya çıkmış ve hepsi birbirinden şeker (Panterimin adını Pıtırcık Mahmut koydum). Yine tonla balık toplayıp patlayıncaya kadar hayvanınızı besliyorsunuz. Bu güzide hayvanların sırtını envai çeşit eşyayla doldurup kasabaya, çarşıya, pazara yolluyorsunuz. Bu kez sadece satmıyor da. Eline bir alışveriş listesi tutuşturup, (ciddiyim şaka yapmıyorum) hadi yavrum kap gel şu kadar potion, şu kadar portal scrollü diye. Aynı zamanda hayvanınıza büyü de öğretiyor, üstlerine görsel olarak olmasa da işlevsel anlamda zırh da takabiliyorsunuz. Diablo III'te son anda vazgeçilen bu sistem, Torchlight'ta olabildiğince işlevselliği ve pofudukluğuyla duruyor.
Koca oğlan için uyku vakti gelmek üzere.
Balık tutma sisteminde ise herhangi bir değişiklik yok. Bu kez şehirler dışındaki kuyuların belli bir sayısı var. Balık tutmayla zaman kaybetmek istemeyen siz değerli kasapların (şahsından özür dilemem gerekiyor mu sana kasap dediğim için sevgili okur) zamandan kazanması için bir de dinamit eklenmiş oyuna. Yalnız dinamit kullandığınızda tuttuğunuz balık sayısı da düşüyor. İlginç bir özellik.
Torchlight'ı bu kadar çok oynatan şeyin loot manyaklığı olduğu konusunda hepimiz hem fikiriz sanırım (oh yeah). Torchlight için bu loot olayı artık aşmış durumda. Birbirinden çok ama çok az farklılık taşıyan eşyalar yerine elinize illa ki Unique eşyalar düşüyor. Unique ve Rare eşyalar arasındaki eşyalar ciddi anlamda hissedilebilir. Henüz Legendary eşya düşmedi gerçi ama bir takım şeytanlı meytanlı oyunlara göre eşya çeşitliliği hissedilir derecede fazla. Üstüne üstlük kimi eşyalardaki soket sistemi, bu soketlere yerleştireceğimiz mücevherler ve alengirli taşlar, bu taşları birbiriyle kombo yaparak ortaya çıkaracağımız daha güçlü taşlar, silahlarımızı para vererek güçlendireceğimiz tüccarlarla birlikte üzerinize alacağınız kalkan, silah, yüzük, bot ve daha nice setler için sınırımız yok. Bu arada ilk oyunda da olan ve dünya para basıp şans eseri eşya alacağımız tüccarı da unutmamak lazım ki ben kendisine kollu kumar makinesi diyorum. İnanılmaz para yutuyor aman dikkat.
Kadı kızıyım, kızıyım, kızıyım, Kadı kızıyım kızıyım
Gelelim oyunun benim için eksilerine. Şahsen pek eksik yazasım gelmiyor ama Blizzard nasıl Diablo III'ün seslendirmeleri için uğraşmışsa, Torchlight'ın selendirmeleri o kadar baştan savma. Hele bir Grand Regent denilen dedem yaşındaki karakter var ki ağzına fare kaçmış gibi konuşmaya çalışıyor (hayır daha önce ağzına fare kaçmış insan görmedim). Grafik bakımından çizgiler fazla sert ve karikatürümsü kaçtığından oyunu ne yazık ki çok fazla ciddiye alamıyorsunuz. Diablo'nun bu konuda ki sarsıcılığının hakkını vermek lazım hakikaten de. Bir de senaryomuzun işlenişi pek de yeterli şekilde değil. Ama yine de ne hikmetse beni Diablo III'ten çok daha fazla bağlayan bir oldu Torchlight. Bunda co-op sisteminin adam akıllı çalışması büyük bir etken. İnternete de bağlı olmak zorunda değilsiniz. Bu arada LAN desteğinin olduğunu da özellikle hatırlatmak istiyorum. Cesur firmaları seviyorum ya.
Şu koca sandığı açmaya hangi yürek dayanır ki...
Sonuç olarak Torchlight II vereceğiniz 20 doların her kuruşunu sonuna kadar hakeden müthiş eğlenceli bir hack and slash. PvP'nin de sonradan ekleneceği söylenen oyun için uzun saatlerinizi hatta günlerinizi harcayacağınızı garanti edebilirim. Müthiş müzikleriyle Diablo ruhunu sonuna kadar yaşatacak bir oyun arıyorsanız Torchlight II aradığınız ilaç. Bol hazineli günler.