Translate

17 Ekim 2012 Çarşamba

TERA ONLINE


Giriş


Tera Online oldukça kullanıcı dostu bir MMORPG. Canavarları hedeflemek zor gibi görünse de aslında kapması, özellikle doğrult ve tıkla MMORPGlerine alışık olan oyuncular için bayağı basit. Level atlaması oldukça kolay ve hiçbir zaman görev bulma sıkıntısı çekmiyorsunuz. Senaryo görevlerini tamamlamak diğerlerine göre daha zor oluyor. Karşılaşacağınız canavarlar ve bölgelerin her birinin kendine has bir havası var. Bir bölgede birkaç seviyeden fazla oyalanmadan yeni bir bölgeye geçebiliyorsunuz.
Oynanış

Hızlı bir şekilde seviye atlamak istiyorsanız, kasmak için kendinize uygun bir alan bulmalı ve tekrarlı görevleri yapmalısınız. Tüm anahtarlar, komutlar, menüler gibi şeylerin hepsi farklı bir tuşa bağlanmış durumda. Klasik WASD kontrollerini kullanmak istemeyenler seçeneklere girip kafalarına göre kontrolleri değiştirebiliyorlar.

Canavarların görselleri çok fazla tekrarlamıyor. Aynı canavarla sürekli savaşmaktan sıkılır hale gelmiyorsunuz. Dahası görüntüleri benzer olsa bile özellikleri o kadar farklı oluyor ki savaşa başladığınız an yeni bir canavarla yüzleştiğinize emin oluyorsunuz.

Tera’nın oynanışını diğer oyunlarla karşılaştırmamız gerekirse Continent of the Ninth ve Mabinogi Heroes karışımının open world (oyunun doğrusal bir şekilde akmadığı oyuncunun nasıl devam edeceğine dair nispi bir hürriyeti olan oyun türü. Grand Theft Auto gibi.) versiyonu diyebiliriz. Bu oyunlara göre yetenek sayısı Tera Online’da daha az. Aksiyon RPGlerinde genelde olduğu hit boxlar oyunda yok, vuruşunuzu düşmanınızın başına ya da bacağına isabet ettirmeniz bir şeyi değiştirmiyor.

Nişan almak kolay ancak tank işlevi görmek bambaşka bir mevzu. Oyunun son dungeonlarına gelindiğinde Lancer’ın (Mızrakçı) tek görevi darbelere göğüs germek değil, bossların çok büyük hasar veren çeşitli özel saldırılarını ortasında kesmek. Eğer bu saldırılara mani olamazsanız ekibinizin başı büyük dertte demektir. Bosslar HPlerini %30 dan %100’e çeken büyüler yapabiliyorlar ya da onları çok daha kudretli hasarlar verebilecek hale getiren rage (cinnet) moduna geçebiliyorlar. Bunları ortasında kesemezseniz büyük olasılıkla önce tankınız sonra sırayla ekibin diğer üyeleri ölecektir. Hem açık, hem kapalı alanlardaki tüm bosslar rage özelliğine sahip.
Irklar ve Sınıflar

Irklar ve sınıflar hakkında detaylar için: Tera Online ön incelemesi.

Karakterimizin görüntüsünü oluştururken yüz şeklini kendimiz oluşturabiliyoruz ama vücut şekli seçtiğimiz ırkın standardına göre belirleniyor. Bazı ırklar bazı sınıfları seçmeye daha uygun. Eğer tank işlevi görmek istiyorsanız Lancer ya da Warrior (Cengaver) sınıfları sizin için uygun olacaktır. Sizden ebat olarak 10 kat büyük olan canavarlara karşı ekibinizi müdafaa ederken çok keyif alacaksınız. En çok hasar veren sınıflarsa Berserker (Başıbozuk) ya da Sorcerer (Büyücü) ardından Archer (Okçu) ya da Slayer (Katil). Şifacı olarak da Priest (Rahip) ya da Mystic (Mistik) uygun sınıflar. Priestin iyileştirme büyüleri daha iyi ancak Mysticin de çok işe yarayan başka özellikleri var. Her iki sınıfta özellikle ileri seviyeli dungeonların olmazsa olmazı.
Skill (Yetenek) Glyph (Oyma) ve Crystal (Kristal) Sistemi

Tera Online’da bir yetenek ağacına puan yatırmakla uğraşmıyorsunuz. Sınıf atladıkça elinizde çokça birikecek olan altınlarla yetenekler satın alınıyorlar. Genellikle aldığınız yetenek zaten olanların yükseltilmesinden ibaret olsa da oyunu sıkıcılaştırmıyor. Tera Online zaten dakikada 20 tane farklı yetenek kullandığınız oyunlardan biri değil. Tera Online daha çok oyuncunun kendi hünerine, hâkimiyetine ve tepki verme hızına odaklanıyor. Ama oyunda size bütün gün yakın mesafe saldırınızı kullandırtacak kadar da az skill de yok.

Tera Online’da belli bir seviyeye ulaştığınızda bir NPC olan yetenek eğitmenizden oymaları satın alabilecek hale geliyorsunuz. Bu oymalar yeteneklerinizi pek çok açıdan arttırabiliyorlar. Örneğin yeteneklerinizin cool down’unu (tekrar kullanılabilir hale gelme süresini) azaltabilir, büyülerinizi harcarken kullandığınız mana puanını azaltabilirsiniz. PVP ya da PVE yapmak için yeteneklerinizi tekrar düzenlemek istediğinizde de bir ücret ödemeniz gerektiği konusunda da sizi uyarmış olalım.

Kristaller de Tera Online’da önemli bir rol oynuyorlar. Daha hızlı seviye atlamanıza ya da diğer oyuncuları daha kolay yenmenize yarayan kristaller var. NPC dükkânında kristallerin pek çok çeşidi bulunsa da en babaları bossların üzerinden düşenler oluyor. Kristallerin fiyatları astronomik boyutlara ulaşabiliyor. Yüksek fiyatlıların işlevleri de önemli oluyor. Kritik vuruş şansını arttırma, bosslardan alınan hasarı azaltma ya da asgari HPi arttırma gibi. Silahların ve zırhların kaç kristal alabileceği değişkenlik gösteriyor. Her ikiside en fazla 4 kristal alabiliyorlar. Yani bir oyuncu en fazla 8 kristali üzerinde bulundurabiliyor.
Görevler ve Seviye Atlama

Senaryo görevleri başlarda kolay olmakla birlikte ilerleyen seviyelerde dungeonlara girmeyi gerektirebildiği için daha zor ve zevkli hale geliyorlar. Bazı dungeonlara girebilmek için bu görevlerden almak zorundasınız yani bir nevi vize işlevi de görüyorlar. Başlardaki dungeonlar küçük bir ekiple tamamlanabilse de ileri seviyeli olanlar için tam teşekküllü bir ekibiniz olması elzem. Böylece tekrarları olan görevleri daha hızlıca yapabilir ve seviye atlamak için gerekli olan tecrübe puanınızı arttırabilirsiniz.

Senaryo görevleri dışında tek başınıza kasabileceğiniz görevler de sağda solda karşınıza çıkıyor. Bunların bazılarında normallerine kıyasla daha yüksek HP, zırh ve saldırı puanı olan elit canavarla savaşıyorsunuz. Solo olarak tamamlanabilecek olsalar da çok zaman kaybettiriyorlar. Görevlerin alınması için verilen yere gitmek de gerekmiyor. Ekibinizdeki diğer üyeler sizde olmayan görevleri sizinle paylaşabiliyorlar.
Crafting (Zanaat)

Zanaatkârlık sistemi oyunda çok basit tutulmuş. Öyle ki materyaller elinizde hazırsa birkaç saat içinde en yüksek seviyeye ulaşabiliyorsunuz. Dahası bu işi televizyon falan seyrederken de yapabilirsiniz.
Görseller ve Müzikler

Oyunda sık sık kendinizi etraftaki manzarayı hayranlıkla seyrederken bulacaksınız. Dekor olarak konulmuş şeylerde bile çok ince detaylar dikkatinizi çekiyor. Zırhlar ve silahlar çok iyi tasarlanmış, canavarlarda öyle. Ebatları çok büyük tasarlanmış oldukları için öldürüldüklerinde ayrı bir tatmin duyuyorsunuz.
PVP – PVE

Tiryaki bir oyuncu muhtemelen bir iki hafta içinde azami seviyeye ulaşabiliyor. Günde birkaç saat oynayanlarda bilemediniz birkaç ayda aynı seviyeye geliyorlar. Bu seviyeye gelince de en iyi eşyaları toplamaya kasıyorsunuz ki PVP karşılaşmalarda daha başarılı olabilesiniz. Ve efsanevi ekipmanla donamamış bir ekibin asla tamamlayamayacağı dungeonlar da bu seviyede oyuncuları oyalamaya devam ediyor. Ayrıca başka ekiplerle grup savaşları organize edilebiliyor.
Sonuç

Sonuç olarak Tera Online kaçırmak istemeyeceğiniz bir MMORPG. Kendine özgü bir atmosferi var ve grafikleri harika. Ayrıca devamlı updatelerle oyuna yeni ögeler katılarak bir dinamizm yakalanmış. Tera Online’da bol sabahlamalı bir oyun tecrübesi sizleri bekliyor.


Sleeping Dogs

Şu sıralar dünya gündeminde önemli bir yere sahip olan Çin neredeyse bütün özellikleri ile insanın ilgisini çekiyor. Getirdiği kısıtlamalar, yaşam biçimi, batı ile olan rekabeti ve özellikle de “çakma” ürünlerinde artan kalite onları ciddi anlamda dünya sahnesinde başrole kadar getirdi sayılır. Hal böyle olunca oyunlarda da kendisine yer bulması uzun sürmedi.

Polisiye filmlerinin en çok sevilen türlerinden bir tanesi gizli polis ya da Amerikalılar’ın dediği gibi “undercover” türüdür. Misal Johny Depp ve Al Pacino’nun oynadığı Donnie Brasco veya Martin Scorsese’nin çekip Matt Demon ve Leonardo DiCaprio’nun oynadığı “The Departed” favorilerim arasındadır.

Bu iki film bizlere gizli ajan olarak çalışan ve kendilerininkinden tamamen zıt bir dünyaya ayak uydurmaya çalışan insanların yaşadıkları iç bunalımı, karakterlerindeki değişimi ve bozulmayı, kendilerine yabancılaşmayı ve en sonunda uçurumun ucunda son karar aşamasında ne yaptıklarını gösterir. Tıpkı Sleeping Dogs gibi.





United Front Games tarafından geliştirilen ve Square Enix’in dağıtımcılığını yaptığı Sleeping Dogs da temelinde aynı konuyu barındırıyor. Yetenekli bir polis memuru olan Wei Shen’in Çin mafyasına sızıp bu kötü tohumu içeriden bitirmeye çalışmasına yardımcı oluyoruz Sleeping Dogs’da. Elbette bu iş iki cümleye sığdıracak kadar kolay olmuyor. O yüzden dilerseniz incelemize geçelim artık.

Büyük Çin’de küçük polis
Hikayeyi az önce de anlattım. Fazla derine inmeden biraz daha açıklamak gerekirse, Shen kız kardeşinin de eskiden takıldığı Çin’deki mafyanın içine sızarak hem büyük patronu ele geçirmeye bir yandan da rakip çetenin işini bitirmeye çalışıyor. Fakat klasik bir gizli görev olarak başlayan bu süreç zamanla farklı ve beklenmedik (en azından Shen için) sonuçlar doğuruyor.

Açık dünya aksiyon oyunu olarak kategorize edilen Sleeping Dogs bu tanıma %100 uyan bir yapıya sahip. Her yerinden aksiyon fışkıran ve geniş bir serbestlik tanıyan oyun bu yönü ile GTA’nın bir kopyası gibi. Lakin yanlış anlaşılmasın, “kopya”dan kastım çalmak veya araklamak değil. Sleeping Dogs her ne kadar genel oyun mekaniği açısından GTA’ya benzese de diğer yönleriyle ondan farklı kılıyor kendisini. Dolayısı ile duruma "yoğun bir esinlenme" olarak bakabiliriz.

Açıkçası genel bir açıklama yapacak olursak Sleeping Dogs'un atmosfer ve tasarım olarak GTA’ya, oyun mekaniği ve akrobasi açısından Assassin’s Creed’e, dövüş sistemi açısından da Rocksteady’nin Batman oyununa benzediğini söyleyebiliriz.

Fakat bu benzerlikler sizde Darksiders’ın maruz kaldığı “çakma” etkisini oluşturacağı düşüncesini oluşturmasın, nitekim Sleeping Dogs’u oynarken bu üç oyun aklınıza gelse de, o üç oyun kolay kolay “aklınıza gelmiyor” bilmem anlatabildim mi?

Soldar

Yazı için Doruk Cansev'e teşekkür ederiz.

Günümüz firmaları ne yazık ki oyunlarda grafiklerin herşeyin üstünde olduğunu zannediyorlar. Yaptıklarında grafik dışındaki her unsurda, bir eksik bulmak kolay oluyor. Lord of the Rings:Return of the King’in grafikleri zamanına göre oldukça güzel olmasına rağmen, zevk olarak bize pek de bir şey veremiyordu (Co-op modu dışında). Bana kalırsa God of War da (eminim içinizde bazıları bana kızmışlardır) tuşlara asıldığımız boş bir yapımdı. Soldat bu projeleri ve firmaları utandıracak türden bir oyun olmayı başardı. Hem de 45.8 Mb yer kaplayarak...

Aldığınız tüm Geforce’ları ve 200 Gb'lık sabit diskleri unutun

İstediği ekran kartı 16 Mb. Bazı aşırı grafik hayranları ekrana boş boş bakıp, daha 2 dakika geçmeden: “Doruk sen manyak mısın? Bana oynattığın oyuna bak.” gibisinden laflar edebilirler; ancak böyle bir yapımı 3 boyutlu grafikleri olmadığı için suçlayamayız. Yargısız infaz yapmayalım lütfen sevgili oyuncular. Bu 48,5 Mb’lık devi kurduğunuzda, sizden “Register” etmenizi isteyecek. Anladığım kadarıyla oyunu Multiplayer oynamak için gerekli, ancak “Daha oyunu bilmiyoruz önce bir Single deneyelim.” diye düşünüp, oyuna giriyoruz. Player menüsünden karakterimizin bazı özelliklerini seçiyor ve menüye bakmaya başlıyoruz. Karşınızda 6 tane mod var ki, şimdi bunları kısaca bir tanıyalaım:

Deatmatch: Alışık olduğumuz bir FPS modu. Bu bölümlerde önünüze gelene kurşunu sıkıyorsunuz. Oyun sonunda en fazla adam öldüren kazanmış oluyor.

Pointmatch: Bu mod’u da pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Deathmacth gibi karşınıza çıkanı öldürmek zorundasınız. Deatmatch’tan tek farkı Multikill ve bayraklar. Eğer sarı bayrak sizdeyse, öldürdüğünüz adam sayısının 2 katı puan alıyorsunuz (Multikiller’de de) Örneğin; 3 adam öldürdüyseniz 6 puan alıyorsunuz. Elinizde hem bayrak varsa, hem de Multikill yaptıysanız puana puan demezsiniz.(Multikill, üstüste yapılan, combo tarzı adam öldürmek demek oluyor)

Teammatch: En fazla 4 takım seçebiliyorsunuz. Siz de bu takımlardan birine giriyorsunuz. Karşı takımdan olan rakiplerinizi öldürüyorsunuz. Bu mod’ta rakip takımdan en fazla adam öldüren birlik kazanıyor; tabii siz birinci olduğunuzda, takımınız ise yenildiğinde arkadaşlarınızı satıp: ”Takımım kötüydü! Bakın bana, hepinizden iyi yaptım.” diyebilirsiniz.

Rambomatch: Burada ise ne kadar düşman öldürseniz de hiç bir işinize yaramıyor. Sadece Rambo’nun yayını aldığınızda skor kazanma şansına sahip oluyorsunuz. Elinde Rambo yayı olan asker, ekstra can ve vuruş gücüne de sahip oluyor. Ondan yayı almanın tek yolu ise onu öldürmek.

Capture the Flag: Bu mod’ta da 2 takım var ve ikisinin de birer bayrağı var. Amacınız taktikler kurup, rakip bayrağı ele geçirmek. Benim favori oyunum bu. Tam bir takım çalışması örneği. Bir grup kendini feda edip, bir yoldan düşmanı oyalarken diğer grup da alttan bayrağı almaya gidiyor (bir kişi de gidebilir). Rakip bayrağı kendi üssüne ulaştırmayı başaran grup puan kazanıyor.

Infiliration: Yine 2 takım var; lakin bu sefer bir bayrak var. Bir takım bayrağı koruyor; diğeri ise almaya çalışıyor. Koruyan takım her 5 saniyede 1 puan, almaya çalışan takım ise bayrağı her kaçırdığında 30 puan kazanıyor. Bence oldukça saçma ve torpilli bir mod. Bayrağı korumak çok kolay olmuş.

sorcery

Sorcery isimli oyun bünyemdeki büyü ihtiyacını karşılayabildi mi? Hiç ummuyordum ama yanıt: Evet, karşıladı. Hem de bayağı bir karşıladı. Anlatmaya çalışayım:

Sorcery bir Move oyunu. Aygıt için çıkmış spor, bulmaca vs. gibi çoğunluktaki hafif oyunlardan farklı olarak literatürde "ilerlemeli" olarak tabir edilen türden kendisi. Sağ elinizde Move, sol elinizde Move Navigation Controller (ben gamepad'le oynadım ve Navigation Controller'ın yokluğunu da pek hissetmedim) tutar halde oynanıyor. Analogla karakterimiz Finn'i yönlendiriyor, L1 ile kamerayı düzeltiyor, L2 ile blok alıyoruz. Move'u ise asa olarak kullanıyoruz ki...

Oyunun can alıcı noktası tam olarak burası... Kontroller, oynanış olabildiğince güzel ve akıcı. Kendinizi bir büyücü gibi hissediyorsunuz yahu, var mı ötesi? Standart arcane saldırınızın dışında 5 adet element büyünüz var: Ateş, Toprak, Hava, Buz, Elektrik (tahta dediğinizi duyar gibi oldum da neyse). Toprak haricindekilerinin alternatif kullanımları olduğunu da hesaba katarsak toplam 11 tane büyüden bahsediyoruz. Güzellik, asamızın (asa = Move) birkaç hareketiyle bunları dilediğimiz gibi kullanmanın mümkün olmasında yatıyor.


Sistem şöyle işliyor: Mesela Move tuşuna basılı tutarak saat yönünde bir çember çizdiğinizde ateş büyünüz seçilmiş oluyor. Asanızı ileri doğru salladığınızda ateş saldırısı gerçekleştiriyorsunuz. Eğer yere doğru bir çizgi çekerseniz de yerde bir firewall oluşuyor. Ya da yine Move tuşuna basarken asayla sağ-sol yaptığınızda elektriği seçiyorsunuz ve asayı ileri sallayarak yıldırım saldırısını, yere çizgi çekerek yıldırım tuzağı büyüsünü aktivite etmiş oluyorsunuz.


Bir de bu saldırı büyülerini kombine edebiliyorsunuz ki ortalık asıl o zaman şenleniyor. Favori kombinasyonumdan örnek vereyim: Move tuşuna basarak bileğinizle saat yönünde bir çember çizdiniz ve ateş elementini seçtiniz. Yere bir çizgi, hop firewall. Sonra yine aynı tuşa basarak asanızı yukarı kaldırdınız ve başınızın üstünde bir çember çizdiniz. Ne seçildi? Rüzgâr. Frizbi atar gibi bir hareket yaptınız ve firewall'unuzun üstünde bir hortum oluşturdunuz. Hem de cayır cayır yanan bir hortum! Bir geri-ileri fırlatma hareketi yaptınız ve elinizdeki rüzgârın gücüyle hortumunuzu düşmanların üzerine yolladınız. Yakalananlar yandı. Peki yakalanmayanlar? Move tuşuna parmağınızı hemen basıp çektiniz ve standart arcane bolt hareketini seçtiniz. Yanar-döner hortumunuzu nişanlayıp büyü toplarınızı patır patır fırlatmaya başladınız. Hortuma çarpan büyü topları alev alıp etrafa saçıldı ve böylece etraftaki düşmanlar da güzelce temizlenmiş oldu. Budur.


Karışık mı geldi? İnanın hiç değil. Oyunun öğrenme eğrisi çok iyi çalışıyor. Büyülerinizi size teker teker, araya zaman koyarak öğretiyor ve her büyüye hâkim olacak kadar o büyüyü kullanmanızı sağlıyor. Hareket algılama mekanizması da genellikle iyi çalıştığı için (biraz da otomatik kilitlenme sisteminin desteğiyle) istediğiniz an istediğiniz büyüyü rahatça yapabiliyorsunuz. Daha ilk oyununu yapmış olan bir stüdyonun Move'un sırlarını bu kadar güzel çözebilmiş olması gerçekten takdire şayan. Bir tek acane bolt'a falso vermek sıkıntı olabiliyor ama olacak o kadarı da.


Bir küçük parantez de simya için açayım. Topladığımız çeşitli bileşenlerle iksirler yapıyoruz ve bu iksirler bize sağlığı artırma, ateş hasarını yükseltme gibi kalıcı faydalar sağlıyor (geçici olanlar da var ama onlara hiç girmeyeyim). Böylece aksiyon-macera türüne dâhil olan oyunumuzda RYO elementleri de kendilerine yer edinmiş oluyorlar. Tabii bir Witcher beklemeyin, simya derken oldukça basit bir sistemden bahsediyorum. Bir de bu iksirleri kendimizin hazırladığını not düşeyim. Sıvıları kaba döküyor, meyveleri rendeliyor, tozları serpiyor ve sopayla karıştırıyoruz. Hoş ve atmosfere çok şey katan bir detay olmuş.




BÜYÜCÜ ÇAĞIRDIM, KÜÇÜCÜ GELDİ
Bu arada esas başrol oynanışta olduğu için hep ondan söz ettim ama bu oyunun bir hikâyesi de var tabii. Üç haftalık büyücü çırağı Finn, kedi arkadaşı Erline'ın da kızdırıp gaza getirmesiyle ustasının asasını alır ve ortalığı biraz dağıtır. Döktüğü sıvı karışımı tekrar hazırlayabilmek için bir toz bulması gerekir ve görünürde bu tozu bulmak, gerçekte ise de içindeki macera arzusunu dindirebilmek amacıyla atar kendini iskeletlerin kol gezdiği bir adaya. Orada burnunu sokmaması gereken yerlere sokunca da psikopat kraliçenin köyünü basmasına sebep olur. Ortamdan kaçan Finn ve Erline da onlara yardım edebilecek tek kişi olan Erline'ın babasını bulmak için yola koyulur.


Pek de dağları yerinden oynatan bir senaryosu yok Sorcery'nin. Ama zaten akıldan çıkarmamak gerekir ki oyun casual bir havaya sahip. Dehşet bir senaryo beklemek yanlış olur. Oluşturmaya çalıştığı bu havayı destekleyen, Finn ve Erline arasında bolca eğlenceli atışmaya sahne olan, İrlanda mitolojisinden elementlerle bezeli hoş bir hikâyesi var Sorcery'nin. Daha fazlası değil.


Sorcery'nin eksilerini düşman çeşitliliğinin azlığı, ekstraların olmaması, oyunun çok çabuk bitmesi şeklinde sıralayabilirim. Ama izninizle, büyücü rolünü çok seven bir oyuncu olarak fırsattan istifade olumsuz eleştirilerimden çok, temennilerimi sıralamak istiyorum. Bunlar "keşke bu oyunda bunlar olsaydı" temennileri değil. Çünkü Sorcery'nin yapmak istediği belli: Eğlenceli ve farklı bir oynanış sunan, casual bir oyun olmak. Bunu da iyi başarıyor. Temennilerim The Workshop'un bir dahaki oyunu için olsun. Öncelikle RYO elementlerinin artmasını isterim. Yetenek ağaçları olsun, köyler kasabalar olsun... Geniş ve mümkün olduğunca açık bir dünya isterim. Ve tabii bu dünyada keşfedilecek sayısız giz... Büyücü oynamayı seven oyuncu, gizem çözmeyi de sever. Hatta elemental dışında da büyücü sınıfları olsa keşke. Bir necromancer, bir warlock, bir rün büyücüsü... Bir de oyunu 2 Move ile oynanabilir yaptılar mı ellerinden öperim. Düşünsenize iki elinizle yaptığınız hareketler ve çizdiğiniz rünlerle yapıyorsunuz bütün büyülerinizi! Sorcery'de kısa asa kullanan bir büyücüyü yönettiğinizden kendinizi bazen gerçekten bir Harry Potter gibi hissedebiliyorsunuz. Ama ben biraz da Raistlin ya da Haplo gibi hissetmek isterim.


Sorcery çok eğlenceli, farklı bir tecrübe; Move için oyun yapmaya niyetli diğer stüdyolara örnek olabilecek kalitede bir oynanışa sahip. Oyunları büyücü karakterlerle oynamayı tercih ediyorsanız ya da bir Harry Potter fanıysanız denemenizi şiddetle öneririm. Hatta bu kategorilerden birine dâhilseniz, Move almak için aradığınız sebebi bulmuş bile olabilirsiniz.