Translate

2 Nisan 2013 Salı

Battlefield 4 Sistem gereksimleri

Battlefield 4 sistem gereksimleri




Electronic Arts geçtiğimiz günlerde serinin 4. oyunu olan Battlefield 4‘ü duyurmuştu.An itibari ile oyun için gerekli pc sistem özellikleri belli oldu.Buna göre yeni oyun DirectX 11′i destekleyecek.Anlayacağınız Windows Vista 32 ve üstü işletim sistemine sahip olanlar bu oyunu oynayabilecek.Ayrıca yeni oyunun gerek ekran kartı olsun gerekse işlemci yönünden istekleri 3. oyuna nazaran artmışa benziyor.İşte Battlefield 4′ün ayrıntılı PC sistem gereksinimleri;
Çıkış Tarihi:2013 Yılı İçerisinde
Oyunun Türü:First Person Shooter
İşlediği Tema:Savaş
Geliştirici Şirket:EA Digital Illusions CE
Yayımcı Şirket:Electronic Arts

Minimum Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi :Win Vista 32 ya da daha üst bir versiyon
İşlemci :Core 2 Duo E6700 2.66GHz ya da Athlon 64 X2 Dual Core 5800+
RAM : 3 GB
Gerekli Boş Harddisk Alanı: 26 GB
Ekran kartı :GeForce GT 630 1GB DDR3 ya da Radeon HD 5570 1024MB(+1024MB)
Direct X:DX 11
Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi :Win 7 64 ya da daha üst bir versiyon
İşlemci :Core i5-660 3.33GHz ya da APU A6-3620 Quad Core
RAM : 6 GB
Gerekli Boş Harddisk Alanı: 26 GB
Ekran kartı :GeForce GTX 560 Ti ya da Radeon HD 6950(+2048MB)
Direct X:DX 11





Resident Evil 6

Resident Evil 6












Resident Evil gerçekten enteresan bir seri.  Genelde benzeri “dünyanın sonu” senaryoları karakterlere değil olaylara odaklanırken, Resident Evil serisinin ekseninde her zaman karakterler olmuştur. Resident Evil 6 ise, bu formülü değil ama uygulanışını değiştiriyor.

Resident Evil 6 yani bir diğer adıyla Biohazard 6, bildiğiniz gibi Resident Evil serisinin ana oyunlarının altıncısı ve 2009 yılından beri yapım aşamasında. Oldukça sevilen Resident Evil 4’ün yapımcısı Hiroyuki Kobayashi’nin önderliğinde farklı bir yaklaşımla geliştirilen Resident Evil serisinin yeni oyunu, konsol platformunda bazı yönlerden zayıf kalırken, PC için bu durum değişiyor mu acaba?

Öncelikle konsol oyunlarının PC’de olmasının en büyük artısının görsellik olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Genelde görsel potansiyeli oldukça yüksek oyunlar, konsolun sınırlarında dolaşırken, PC’de bu sınırları aşıp geçer ve tam potansiyeline ulaşır. Resident Evil 6 için durum aynen bu şekilde.


Konsol versiyonunu oynayanların bildiği gibi, oyun pek çok Resident Evil karakterinin perspektifinden ayrı hikayelerin paralel birleşimleriyle şekilleniyor. Chris Redfield, Leon Kennedy, Jake Muller, Sherry Birkin ve güzeller güzeli Ada Wong. Her birinin hikayesi bazı noktalarda birleşip bazı noktalarda ayrılıyor fakat buna rağmen, aynı konsept içerisinde bütünleşiyor. Özellikle Ada Wong’un hikayesi gerçekten çok sağlam, en son onu oynamanızı öneriyorum.

Şunu belirtelim, bu Resident Evil oyunu şu ana kadar üzerinde en kalabalık ekibin çalıştığı RE oyunu, bu sebeple belirgin bir kalite artışı gözlenebiliyor. Ne diyordum, farklı karakterler ve farklı hikayeler var, bunları özellikle kooperatif bir şekilde arkadaşlarınızla oynadığınız zaman oldukça keyifli oluyorlar. Online Co-Op ve Split Screen destekleyen Resident Evil 6, RE tecrübesini arkadaşlarınızla birlikte tecrübe etmeniz için tasarlanmış bir oyun. Yani şart değil ama önerilir.

Belki duymuşsunuzdur, Resident Evil 6 çok büyük tartışmalara mahal verdi, peki fakat bu tartışmalar neden çıktı dersiniz? Öncelikle Capcom bu sefer oldukça radikal bir karar vererek serinin ana tasarım elementlerini değiştirmiş. Resident Evil serisinin o sevdiğimiz ağırlığı ve atmosferini sağlayan pek çok şey artık yok (ateş ederken karakterin olduğu yerde durması vs.) bu oyun tecrübesini farklılaştırmış bunu söylemem gerekiyor. Yani Ada Wong ile uçan tekme atarak yere düşürdüğüm yaratıkların kafasını 1 metrelik otomatik arbaletim ile ezip daha sonra takla atarak arkamda bulunan zombinin kafasına ok atıyorsam, bir şeyler değişik demektir.



Resident Evil 6 bir “Survival Horror” oyunu değil, serinin hayranlarının en büyük eleştirileri buna oldu sanırım. Resident Evil 6 bir aksiyon oyunu, eğer beklediğiniz ve özlediğiniz Survival Horror elementlerini arayacaksanız, bence hiç bulaşmayın çünkü artık oldukça hareketli bir RE var.

Peki ama bu Resident Evil 6’yı kötü bir oyun yapar mı? Kötü bir oyun yapmaz, bence kötü bir Resident Evil’da yapmaz. Her serinin köklerine bağlı kalmayıp farklı bir şeyler yapma hakkı vardır ve bence Capcom bu hakkı RE6’da kullanarak iyi bir iş çıkartmış.

Konsol serileri PC’ye aktarıldığında genelde pek çok dertten müzdarip olur, Resident Evil 6 bu sıkıntıların çoğunu oyuncuya hissettirmiyor fakat yine de varlar. Özellikle kamera açıları ve PC kontrolleri biraz sapıtık. Bu genel oyun tecrübesine muazzam bir darbe indirmiyor yine de oldukça can sıkıcı. Grafiklerden üstte bahsetmiştim fakat altını bir kez daha çizmekte sakınca görmüyorum, Resident Evil 6 PC’nin bütün gücünü kullanıyor, görsellik, tasarımlar ve grafikler gerçekten oldukça hoş ve göz doyurucu. Zombiler dışında savaşacağınız J’avo isimli yeni düşmanlar sürekli olarak değişip mutasyon geçirerek sizi görsel anlamda çok rahatsız ediyor, bunu detay seviyesine bağlıyorum.

Tomb Raider

Tomb Raider


Yapımcı: Crystal Dynamics
Yayıncı: Square Enix
Türü: Aksiyon
Çoklu Oyuncu: Var
Platform: PC, PS3, XBox 360

Grafik: 95
Ses: 95
Oynanış: 95
Genel Puan: 95
[(oyun buradaya özel bir puanlamadır!)]

DOWLAND: TOMB RAİDER DOWLAND / İNDİR









Artılar: Mükemmel hikaye ve atmosfer, detaylı karakter gelişimi, kusursuz oynanış, uzun oyun süresi, kaliteli seslendirmeler ve grafikler, yıllar sonra yeniden Tomb Raider oynamak vede
hem eski çağ silahları hemde teknolojik silahların olmasıda oyunu bir hayli etkiliyor
Eksiler: Kimi zaman aşırıya kaçan aksiyon sahneleri, bulmacalardan neredeyse tamamen vazgeçilmiş olması








Tomb Raider serisi ile tanışıklığım uzun yıllar öncesine dayanır. Ben o zamanlar evdeki atarinin başından kalkmazken (yanlış hatırlamıyorsam Micro Genius'du) yeğenlerime alınan PC ile aklım başımdan gitmiş, kendi evimden çok orada vakit geçirir olmuş, bir anda en cana yakın akraba oluvermiştim. Beni o eve hapseden tabii ki kocaman kasa ve monitörüyle evin baş köşesindeki PC değil, içindeki Tomb Raider II adlı oyundu. Anlayacağınız seriye ikinci oyun ile başladım ve zaman içerisinde tüm oyunlarını oynadım. 4-5 yaşlarında bir çocuğun 8-bit oyunların başından kalkıp bodoslama Tomb Raider II'nin başına oturması esnasında yaşadığı şaşkınlık kelimelerle tarif edilemez. Nedendir bilinmez, o oyundan en çok aklımda kalan şey ise malikanenin uşağı Winston'dur. Ansızın arkamızda bitiveren, zombi benzeri sesler çıkararak ağır aksak yürüyen bu uşak zamanla tüm sinirlerimi harap etmiş ve beni malikaneden daima uzak tutmuştur.

A Survivor is Born

Yeni Tomb Raider'da ise tüm oyunların öncesine yani Lara'nın gençlik yıllarına gidiyoruz. Ekibini toparlayan Lara, "Endurance" adlı gemiyle zamanında Yamatai klanının hüküm sürdüğü eski bir Japon adasına doğru uzun bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuğun temel amacı ise Yamatai klanının kutsal kabul ettiği Güneş Kraliçesi Himiko hakkında detaylı bir araştırma yapmak. Fakat günümüzde bile gizemini koruyan "Bermuda Şeytan Üçgeni"nde bulunan adaya, geminin geçirdiği kaza sonucu hiç olmaması gereken bir şekilde ulaşan Lara'nın macerası apar topar bir şekilde başlıyor. Lara, "Croft" olma yolundaki bu macerasında mürettebatının geri kalanını kurtarmaya çalışıyor, Yamatai klanının kültünü devam ettirmeyi amaçlayan Solarii Brotherhood ile savaşıyor ve tüm bunların yanında sürekli bir hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Hikayenin başlarında kötü şekillerde yaralanan, acı çeken, aç kalan, olaylar karşısında çaresizliğe kapılıp korkan yani insancıl tepkiler veren Lara, oyunun sonlarına doğru Xena misali bağıra çağıra düşmanlarıyla savaşıyor, çektiği acıları fazla umursamıyor yani bu oyunun en sevdiğim noktası; Lara zaman ve mekana uyum sağlıyor.

Hayatta Kalacaksak Gelişmemiz Lazım
Tomb Raider'da oyun boyunca kamp alanlarına rastlıyoruz. Lara ateşin başına oturup dinlenmeye başladığındaysa gözümüze üç başlık çarpıyor. Fast Travel (bu konuya daha sonra değineceğim), Skills ve Gear. Skills başlığı altında karakter upgradeleri var ve survivor, hunter, brawler olmak üzere kendi içinde üçe ayrılmış durumda. Oyun boyunca tamamladığımız challengeler, topladığımız meyveler, avladığımız hayvanlar ve gps, relic, document gibi materyaller bize xp olarak geri dönüyor. Biriken xp lerin oluşturduğu her bir skill point ile bir yeteneği aktif hale getirebiliyoruz. Bu yetenekleri açtığımızda yenileri aktif hale geliyor ve oyunun sonlarına doğru tamamladığımız yetenek ağacı ile Lara gerçek bir savaşçıya dönüşüyor.

Bir diğer başlık olan Gear'da ise Lara'nın silahlarını upgrade ediyoruz. Oyun boyunca rastladığı kutulardan, sandıklardan, dolaplardan ve öldürdüğü düşmanlarından "salvage" toplayan Lara, bu puanlar sayesinde adeta ayaklı bir cephaneye dönüşüyor. İlk başta edindiğimiz ok-yay ikilisinin dışında pistol, rifle, shotgun gibi silahlara ve dağcılık dışında yakın dövüşte de kullanabildiği bir baltaya sahip olan Lara bu silahları oyun boyunca upgrade edebiliyor. Zaman içerisinde özellikleri gibi isimleri de değişen bu silahlara grenade launcher da dahil birçok parça ekleniyor. Ayrıca sağda solda rastlayacağımız kutulardan ender de olsa silah parçalarına denk gelebiliyoruz. Üç adet parçasını topladığımız her silah için yeni upgradeler de açabilmek mümkün.

Battlefield 3: End Game

Battlefield 3: End Game 

Sıra geldi Battlefield 3′ün son yükelenebilr eklentisi () Battlefield 3  paketine. End Game adı üzerinde, bizlere Battlefield 3′ün bittiğini söyleyen ve ′ün sırada olduğunun habercisi olan son dlc. Battlefield 3′ün sırasıyla Back to the Karkand, Close Quarters, Armored Kill, ve End Game olarak  5 eklenti paketiyle uzun süredir oyunu multiplayer arenasında canlı tutmayı başardığı bir gerçektir. Her yeni dlc ilgileri üzerine çekmeyi başarmıştı. Kimisi sevildi kimisi pek tutmadı. Ama şu da bir gerçek ki; Battlefiel 3 dlc kavramına bir yenilik getirdi. Sanki hepsi birer yeni 1 oyun etksinde karşılandı biz oyun severler tarafından. Hepsinin tek ortak noktası 4 yeni harita ile gelmesiydi. Eğer Premium sahibi bir Battlefield 3 kullanıcısıysanızda değmeyin keyfinize çünkü dahil bütün dlcler size ücretsiz olarak gelecek demektir bu.
Dürüst olmak gerekirse Close Quarters hariç bütün dlcleri sevdim diyebilirim. Yakın savaş kesinlikle bu oyunun tarzı değil. Hiçbir stratejiniz olmadan dolanmak açıkçası başka oyunlarda bulabileceğimiz bir şeydi zaten. O yüzden Battlefield 3 End Game sizi tatmin edecektir. Eğer silahlarınızın eklentilerini kolay yoldan açmak istiyorsanız tabi Qlose Quarters size en yardımcı olacak dlcdir. Kara savaşı açısından ise en beğendiğim kesinlikle Aftermath oldu. Harita dizaynları ” ben böyle bir şey görmedim” dedirten cinstendi. Tabi Armored Kill ise savaş arenasını devasa boyutlara getirerek haritaları çok büyüttü. Kara ve hava savaşı koordineli olmadan başarı olmaz dedirten ve kesinlikle strateji isteyen bir dlc olarak karşımıza çıktı. Yaklaşık 2 yıldır beni, multipalyer yönü bu kadar iyi olupta oyalayan başka bir oyun olmamıştı. Zaman geldi bıraktığımızda oldu ama bir şekilde geri döndük oyuna.
Battlefield 3 End Game incelerken şunu da rahatça söyleyebilirim. Close Quartes dışında her dlc yeni bir oyun havasında arkadaşlar. End game’ de çok başarılı olmuş açıkçası.Arazi motosikleti “dirtbikes” dahil olmak üzere 3 yeni araç oyuna dahil olacak.  modu tekrar gün yüzüne çıkacak. “Dropship” ile havadan hem asker hem de araç sevkiyatı yapılabilecek. Tabi 4 yeni haritamız olacak. Gelin bunları yakından tanıyalım.
Battlefield 3 End Game-Kiasar Railroad haritası bol rampalı, motorsiklet ile holamalı zıplamalı ve aksiyon dozu yüksek bir harita olmuş. Harita ile Capture the Flag, , Squad Rush, Team Deathmatch, Squad Deathmatch ,Conquest, Rush gibi modlar desteklenecek.
Battlefield 3 End Game-Sabalan Pipeline haritası ise genelde araç ve piyade savaşına yönelik kar tema lı bir harita olarak karşımıza çıkacak.Harita ile Capture the Flag, Air Superiority, Conquest, Rush, Squad Rush, Team Deathmatch, Squad Deathmatch gibi modlar desteklenecek.
Battlefield 3 End Game- Sonbahar temalı haritamız, geniş bir çiftlikte bol kovalamacalı sahnelerle karşımıza çıkıyor. Harita ile Capture the Flag , Air Superiority (NEW), Conquest, Rush, Squad Rush, Team Deathmatch, Squad Deathmatch gibi modlar desteklenecek.
Battlefield 3 End Game-Nebandan Flats ise büyük bir harita oalrak karşımıza çıkıyor. Muhtemelen en sevilen harita olacaktır. Harita ile Capture the Flag, Air Superiority (NEW), Conquest, Rush, Squad Rush, Team Deathmatch, Squad Deathmatch gibi modlar desteklenecek.
Capture the Flag modunu zaten önceden Battlefield oyanayanlar bilir. Klasik bayrak kapmaca oyunudur. Battlefield 3 End Game Capture the Flag mounda  ile düşman alanına ister gizlice ister zorla girerek bayrağı alır kendi bölgenize getirirseniz takımınıza puan kazandımış olursunuz. Bir bölüm içersinde belirlenen rakam örneğin 5 ise, yine belirlenen süre zarfında bu rakama ulaşabilen veya aynı süre zarfında en çok bayrak toplayan takım eli alır.
Air Superiority gibi yeni bir oyun modu bizlerle olacak. Sadce savaş uçaklarını kapsayan bu modda bol bol sorti yapacaksınız. Açıkçası ben sevdim. Başlarda zor gelmişti kalabalık olduğu için. Amacı 3 adet bölge var oralarda üstünlük sağladığınızda o bölge sizin oluyor. Aynı Conquest modun sadece uçaklarla olanını düşünebilirsiniz. İyi bir pilotsanız oldukça eğlenebilirsiniz. Tank Superiority ile kıyaslandığında aksiyon dozunun daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Tabi diğerinde piyadelerde olduğu için savaş daha stratejikti. Bu daha çok olaya balıklama atlamak gibi olmuş.
Zaten oyunla ilgili teknik anlamda birşey söylemek anlamsız olur. Grafik veya seslere girmeye hiç gerek yok. Battlefield 3 End Game oyununu, daha doğrusu dlcyi  gönül rahatlığıyla alabilir ve oynayabilirsiniz.  Asla pişman olmayacağınız bir multiplayer deneyimidir Battlefield.

The Sims 3 University Life

The Sims 3 University Life Çıktı

Dowlnad: The Sims 3 University Life DOWLAND


Parti vermeye hazırlanın! Electronic Arts'ın Maxis markası bugün PC/Mac için The Sims™ 3 University Life Genişleme Paketinin Türkiye’de satışa sunulduğunu duyurdu. The Sims 3 University Life Sim’leri daha iyi bir eğitim alma yolculuğuna çıkarıyor ve yepyeni üniversite dünyasını sunuyor. Sim’ler yalnızca derslere girip sınavlara çalışmakla kalmayacak, yeni arkadaşlar edinecek, farklı sosyal gruplara katılacak ve hayatları boyunca unutamayacakları anılara sahip olacaklar. The Sims 3 University Life oyunculara yeni yetenekler geliştirme, daha fazla aktiviteye katılma, seçtikleri ana dala özgü eşyalar elde etme imkânı da verecek.

The Sims Studio yapımcılarından Brittany Henry, “The Sims 3 University Life’in çıkışı beni çok heyecanlandırıyor” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu paket takılabileceğiniz yeni yerler, çöp konteynırı dalışı, duvar boyalamaları, protestolar gibi çılgın özelliklerle çok fazla çeşitlilik sunuyor ve içinde herkes için eğlence barındırıyor.”

The Sims 3 University Life yeni mekânlar, kampüs bahçesi ve amfiye ek olarak yurt, kardeşlik dernekleri ve apartmanlar gibi yeni ev imkânları da sunuyor. Sim’ler üniversitedeyken sporcular, asiler ve inekler olarak adlandırılan üç sosyal grup ile karşılaşacaklar. Sim’ler bu sosyal gruplarla ilişkilerini geliştirerek hayallerindeki mesleğe ulaşmak için eşsiz avantajlar kazanabilecekler.


Sim’lerin envanterinde bulunan yeni akıllı telefon sayesinde bu sosyal gruplarla ilişkinizi rahatça takip edebilecek, sporculara mı, asilere mi, ineklere mi daha yakın olduğunuzu görebileceksiniz. Akıllı telefonlar sayesinde ayrıca Sim’inizin sosyal ağ yeteneklerini de geliştirebileceksiniz. Sim’leriniz blog yayınlayabilecek, resim çekebilecek, yazı ve video yayınlayarak sosyal deneyimlerini diğer Sim’lerle paylaşabilecekler.

Üniversiteye gitmek Sim’lere mezuniyet sonrası da birçok fayda sağlayacak. Üniversitedeki altı ana daldan birini başarıyla tamamlayan Sim’ler ek kişilik özelliği slotu kazanacak, seçtikleri kariyere daha üst basamaktan başlayacak ve işlerinde daha başarılı olarak daha hızlı terfi alabilecekler. Elbette üniversite demek yalnızca kitaplara gömülmek ve iyi not almak demek değil – Sim’leriniz protestolara ve partilere katılabilecek, meyve sularını kafalarına dikebilecek, frizbi oynayabilecekler. Tabi ki derse katılmak ile eğlenceye kaçmak arasındaki dengeyi de iyi sağlamaları gerekecek.

Sim City [(2013) ]


SimCity (İnceleme)

1997'den 2013'e uzanan yolculuk...              


Sene 1997 falan sanırım, tam emin değilim. Yaklaşan milenyum yüzünden herşeyin sonuna 2000 ekleme sevdası tüm hızıyla devam etmekte. SimCity de bundan nasibini almış. Milenyumdan sonra 2100?ün o kadar karizmatik durmamasından dolayı insanların 3000'i kullanacağından ve bunun da bir o kadar saçma olacağından ve zaten bir süre sonra bütün bu milenyum işinin unutulup gideceğinden bir haber, SimCity 2000'e bakıyorum. Zaten nereden bilebilir ki insan böylesine 3000 furyasının başlayacağını aslında, değil mi? 
 
Konuyu daha fazla dağıtmayayım, SimCity 2000 diyorduk. İngilizcesi daha "How are you?" sorusuna "Fayntenksantyu!" şeklinde kelime görünümlü cümle kullanmaktan ibaret olan bendeniz, şehir yönetmeye karar vermiş. Herşey çok güzel, geçiyorum ekran karşısına, ağaçlarıyla dağlarıyla bir arazi. Önce arazi düzleştiriliyor, ne de olsa dağla kim uğraşıcak, hem yamuk arazide bina olmaz. Ama bir yerde mesela bir çukur mu var, tamam orası göl olsun, suyla dolduralım; arka bahçe hesabı. Hadi şuraları kurcalayalım, bakalım bu ne işe yarıyormuş, aaa karayolu, tamam yollar olsun, buradan gitsin. Bu şekilde kurcalaya kurcalaya "renkli şeylerle" işaretlersem oralarda daha sonra ev çıkacağını da çözmüştüm ancak o zamanki aklımla şehre insanların gelmesi için gerekli şeyleri sağlamayı bir türlü başaramamıştım. O yüzden hazır kurulmuş şehirleri açar, onlarla oynardım -nasıl oluyorsa onlara insan gelmeye devam ediyordu çünkü. Benim zevkim de uzaylıları saldırtmak; hortum, yangın çıkartmaktan ibaretti tabii. Ben ne anlarım insanların gelir düzeyinden, iş bulamama şikayetlerinden, yolların yeterli gelmemesinden falan o yaşta...
 
Gelelim günümüze, sene 2013. Yeni SimCity çıkmış, seri için bir yeni başlangıç olsun diye yanına da hiçbirşey yazılmamış. Halbuki furya devam etse "SimCity 6000: Build your own Milkyway!" falan olacak ismi. 6000 yılında artık bi zahmet uzaya çıkmış olurduk heralde çoktan... Oyunu merak ediyorum, aklıma çocukluğum geliyor. Artık İngilizce de biliyorum, oyunu çözebileceğime de eminim. Can'a gidip dedim ki "SimCity'i inceleyeyim mi?" O da olumlu yaklaştı. (Çok olumlu bir insanımdır. -Can) PlayStore'dan gönderdiler oyunu, teşekkür ediyoruz bu noktada onlara. Ben de giriştim oyunu oynamaya.
 
Şunu hemen aradan çıkarayım: Aradaki oyunları oynamadım, evet. Zaten şu anda yaptığım bu inceleme de sabahlara kadar SimCity ya da benzeri sevdiği oyunu oynamayı sevenlere yönelik bir inceleme değil -Zira onların şehrin sorunlarıyla uğraşmaktan kafalarını kaşıyacak vakti kalmamıştır herhalde artık. Bu, SimCity'nin az çok ne olduğunu bilen, oyunu gerçekten merak edip oynayan birisinin izlenimlerini içeren bir inceleme.
 
 
 
En Az 3 Şehir!
 
Yine de SimCity'nin ne olduğunu tekrar etmekte de fayda var. SimCity, bir şehir kurma oyunu ve Sim ile başlayan oyunların bir nevi atası. Olay tabii Legolardan şehir kurmaya benzemiyor, bir şehri her türlü ihtiyaçlarıyla, kanalizasyonlarının düzgün arıtılmasından, toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesine kadar herşeyiyle yönetmeniz gereken bir oyun. Yıllardır hep çıkar ama temel hiç bir zaman değişmemiştir bu konuda. Tabii ki yeni oyun yenilikleri de beraberinde getiriyor.
 
Oyun açıldıktan kısa bir süre sonra değişikliklerini patır patır koymaya başladı önüme. Öncelikle "oyun alanımı" kendi kendime oluşturamadığımı farkettim. Bunun sebebi ise oyundaki şehir kurulacak alanların artık önceden belirlenmiş ve belli bir dengeye oturtulmuş olması. Artık tek başına bir şehir kurmaktansa, bir bölgedeki şehir alanlarından bir tanesine şehrimizi kurmaya başlıyoruz. Bu bölgeler içerisinde aynı zamanda tüm şehirlerin katkıda bulunarak gerçekleştirebildiği Great Work adı altında bölgeye özgü büyük bir yapı olabiliyor, havaalanı ya da turistik bir anıt gibi mesela. Tabii bunu bölgedeki tüm şehirler adam olduktan sonra yapabiliyoruz. En ufağı 3 şehir ve 1 GW alanından başlayıp, en büyüğü 16 şehir ve 4 GW alanıyla biten 8 farklı bölge seçilebilir durumda şu anda oyunda. Bu sayıların daha sonra DLC ile artacağını tahmin ediyorum.
 
Bölgelerin bu yapısının bir sebebi de artık şehir alanlarının niteliklerinin farklı olmasından kaynaklı. Oyundaki maden, temiz su gibi bir çok kaynak artık sınırlı. Üstelik her şehir her türlü kaynağa erişebilir durumda değil. Şehirler spesifik olarak bir amaca hizmet edebiliyor ve şehrinizi bu şekilde kurmak zorundasınız diyebilirim. Daha sonra başka şehirlerle yapacağınız antlaşmalar sayesinde şehrin bütün gelir ve giderlerini kontrol altına alıyorsunuz. Bir şehir bölgenin tüm maden ihtiyacını karşılayabilirken, diğer bir şehir bu madeni alıp işleyerek bölgenin elektrik ihtiyacını sağlayabiliyor örneğin. Bölgelerdeki şehir alanlarının bazıları  birbirlerine kara ya da tren yolu ile bağlı, bu da hangi şehirlerin birbirleriyle ortak çalışabileceğini belirliyor bir nebze. Kaynakların sınırlı olması aynı zamanda şehirlerin gelişmesini zorunlu hale getirmiş. Şehriniz eğer gelişmeden yerinde sayıyorsa, yakın zaman içinde kıtlığa girmesi olası. Bu da şehrin valisi olarak sizi yeni geliştirmeler yapmaya itiyor. 
 
Aslında bu açıdan baktığımızda SimCity demek yerine SimRegion demesi daha doğru. Şehirlerin farklı özellikleri olmaları ve spesifikleşebilmeleri yüzünden olsa gerek, şehirlerin boyutu beklediğimden oldukça ufak. (Şehirler 2km x 2km'lik bir alan kaplıyor; araştırdığıma göre SimCity 4'teki Medium size'a denk geliyormuş) Ancak tüm şehirleri kendi içinde yöneterek herşeyi kendi içinde sağlayan bir bölge elde ediyorsunuz. Şehir sakinleriniz bir şehirden diğerine iş için ya da alışverişe bile gidebiliyor, bu da aslında onlara klasik şehir olarak bakmayı zor kılıyor. Biraz kavram karmaşası yaşamamak işten değil...
 
 
Ulen SimCity, Sen Mi Büyüksün Ben Mi? (2km x 2km'den büyük müsün sen? -Can)
 
Yaptığımız herşey bize yol, su ve elektrik olarak geri dönüyor doğal olarak, ancak ne gariptir ki hepsi aynı yol üzerinden geri dönüyor. Eskiden bu hatların her biri ayrı ayrı çekilirken, şimdi tüm oyun şehre yerleştireceğiniz yollar üzerinden gidiyor. Bir binanın iskeletini oluşturur gibi önce yolları oluşturmanız, ardından ihtiyacınız olan herşeyi bu yollar üzerinden kurmanız gerekiyor. Bu kısım oyunu oldukça basitleştirmiş. 6 farklı seviyedeki yol tipi aynı zamanda bu yolu kullanan herşeyin niteliğini belirliyor. Kaliteli yolda daha kaliteli iş yerleri oluyor, daha fazla su ve elektrik taşıması gerçekleşiyor, ve doğal olarak daha fazla araç bu yolu kullanabiliyor.  Bu noktada şehrinizin durumu herşeyden önce yollarınızı adam etmenize bakıyor. Bunun hoşuma giden bir özellik olduğunu söyleyemeyeceğim, biraz daha kontrol sahibi olmak isterdim her türlü kaynak üzerinde şahsen.
 
Bu boyut farklılığı ve yol sistemi Maxis'in kullandığı Glassbox motorunun özelliklerinden kaynaklı aslında. Şehrinizde gördüğünüz her insan kendine has bir işe, yapmak istediklerine sahip ve şehirde buna göre yaşıyorlar. Tek bir insanı izlemeye alıp onun işe gidişini, alışveriş yapışını ya da eve geri dönüp uyumasını izlemeniz mümkün - tabii binaların içini göremiyorsunuz, Sims değil sonuçta oyunumuz. İnsanlar bazen size görevler verebiliyor, "Şöyle olsaydı daha iyi olurdu" gibi cümlelerle sizi yönlendirebiliyorlar ki, gerçekten de o insanların çevresinde mutluluk oranlarının daha da arttığını farkediyorsunuz istediklerini yaptığınızda.
 
Oyun aslında herşeyi bu noktaya getiriyor: Mutluluk. Amacınız şehrinizde yaşayan herkesi mutlu etmeye çalışmak, ancak kendiniz sonuçlardan mutlu musunuz her zaman? Size şimdiden söyleyeyim, ilk birkaç şehrinizi kurduktan sonra boşverin. Ben burada ne kadar anlatırsam anlatayım, bazı şeyleri kendi başınıza deneyim etmeniz daha önemli. Evet, o şehirlerde hatalarınız olacak, daha iyi yapabilirdim diyeceksiniz. Bazı şeylerin nasıl çalıştığını çözmeniz, bir sonraki şehirde o işi daha iyi yapmanızı sağlayacak. Zaten bir şehir alanının tamamını tasarlayıp doldurmanızın en fazla 2 saatinizi aldığını düşünecek olursak, çok da fazla birşey kaybetmeyeceksiniz. 
 
Örneğin ben kurduğum ilk şehirlerden bir tanesinde rüzgarı tamamen yanlış hesapladığımdan dolayı yaşam bölgelerimi fabrika dumanları altında bırakmıştım. Daha sonra buna çok dikkat ederek kurduğum bir diğer şehrimde, bütün şehri kare kare tasarlamış olmamdan dolayı bazı binaları sığdırabilecek yerim kalmadı. Oyundaki itfaiye, okul gibi özellikli olan binalar daha sonra geliştirilebildiği ve genişletilebildiği için, başta düşündüğümden çok daha fazla alana ihtiyaç duydular. Bu şehrimde ise herşeyi tek bir şehre sığdıramayacağımı anladım. Başka bir şehirde mikroçip fabrikası kurmayı ve bir teknoloji şehri olmayı amaçladım, ancak bu sefer de fabrikaları işletmek için yeterli malzemeyi karşılayabilecek bir şehir değildim. Şimdi daha iyi anlatabiliyor muyum derdimi?
 
Hayat Bazen Bir TOKİ Projesi...
 
Oyunu oynamanızın bir yolu da internette açılmış bölgelerden birisine girerek kendinize uygun bir alan seçmeniz ve orada şehrinizi kurmaya başlamanız. Bu noktada bölgedeki diğer şehirleri başka oyuncular yönetiyor ve yukarıda anlattığım, tek başınıza yapacağınız her işi bir çok kişiyle paylaşmaya başlıyorsunuz. Hali hazırda uygun bölgeler bulmak bir hayli sıkıntılı, her hangi bir arama ya da kategori yapamıyorsunuz çünkü. Önünüzde yalnızca o anda internette olan bölgelere ait simgeler geliyor ki, bunların bir çoğu ya dolu, ya da oynanamaz halde oluyor. Girmek istediğiniz bölgeyi yaratan kişi, sizden daha nitelikli bir oyuna (Limited Edition, Pre-Order gibi) sahip birisiyse onun özelliklerini kullanamayacağınızdan dolayı o bölgede şehir bile kuramıyorsunuz. Şu anda bile uzun bir süre boyunca oyun aramamız gerekirken, gelecekte DLC ve ek paketlerle, hatta oyun çıkmadan önce yapılan açıklamaya göre modlarla destekleneceğini düşünürsek oyunun acilen bu sorunları aşması lazım, yoksa uyum sorunu yüzünden insanlar birbirleriyle oyun oynayamaz hale gelecek.
 
Server problemlerini ve aldığı radikal kararları bir kenara bırakırsak, SimCity temelinde hala aynı oyun. Yapımcıları oyunu bundan sonra "en kısa zamanda en zengin şehri kurma" ya da "en endüstriyel şehir" tarzı yarışmalar ve achievementlarla ayakta tutmayı düşünüyor, ancak şu anda bu lider tabloları açık olmadığından dolayı ne durumda olduğunuz pek belli olmuyor. Oldukça engebeli ve sorunlu bir çıkış ayı yaşamış olması bir çok oyuncuyu kendinden uzaklaştırsa da, gerçekten merak ediyorsanız şans verebilirsiniz SimCity'e.


BU OYUNU OYNAMALI MISINIZ? Şimdilik hayır.
 
NELERİ SEVDİK?
- Yeni arayüzü, herşeyi net bir şekilde anlayabilmeyi
- Seriye başlamak için güzel bir nokta olmasını, hiçbirşeyin komplike olmamasını
- Başkalarıyla birlikte oynayabilmeyi
- Aynı alan üzerine birbirinden tamamen farklı şehirler kurabilme ihtimalini
 
NELERİ SEVMEDİK?
- İnternet ve oyun bulma problemleri yaşamayı
- Oyunun bazı açılardan fazla basitleştirilmiş olmasını
- Şehir alanlarının yeterince büyük olmamasını
- Çıkış problemleri yüzünden oyundan alabileceğiniz zevkin kısıtlı olmasını 
 
 

Impire

Impire


Kötü olmak iyidir... Dungeon Keeper 2'nin sloganıydı bu. Yanlış anlaşılmasın; kalitesiz olmak anlamında değil tabii ki. Kötücül olmak iyidir. Yoksa hiçbir şekilde temenni etmiyoruz oyunların iyi olabilecekken kötü sonuçlanmalarını. Ailenizin Paradox yazarı, Impire için hiç güzel şeyler düşünmüyor. 20 Dolar hazırlamış mıydınız? Koyun bakayım onu cebinize. Şimdi bir bakalım Impire neymiş ne değilmiş?

Dungeon Keeper'ın mirasçısıyız

Aslında yapımcılar her defasında bunu reddetselerde (eh benzemeye çalışıp da benzeyemediklerinden olsa gerek) Impire'a ucundan kıyısından bakan herhangi bir kişi efsane Dungoen Keeper'a şöyle bir benzetmeden geçmek istemiyor. Hal böyle olunca beklentiler de yükseliyor. Öncelikle Dungeon Keeper'ı kafanızdan bir silin. Bu oyunun yıllar öncesinin efsane zindan yöneticiliğiyle uzaktan yakından alakası yok (azıcık var hadi, küsmeyin).



İkisi de kendini komik zannediyor.


Cyanide Studios adlı yapımcı firmamızın güzide fikri şu; şapşallıkta sınır tanımayan karakterler yapalım, bu karakterler aslında komik olmaya çalışsın ama olamasın ve kötücüllükleriyle dünyayı ele geçirmeye çalışsınlar. Arada da hafiften Dungeon Keeper'a benzeyelim hatta bazı bazı ufak göndermeler de yapalım ki yüzler gülümsesin... (patlayan tavuklar mesela) Nereden başlasam bilemiyorum kötü yönlerini anlatmaya. Oyunu 8 saat boyunca küllerinden diriltmeye çalıştım (sevgili okurum senin için nelere katlanıyorum) ama yok olmadı, atın beni denizlere diye yalvardı, kalkmadı.

Öncelikle konumuza ufaktan bir giriş yapalım; Oscar Van Fairweather adlı (hayır futbolcu değil) ezik bir warlock dünyayı ele geçirmek ve kötü emellerini gerçekleştirebilmek için Cehennemindeki tahtında uslu uslu oturan Baal'ı (valla Diablo'daki Baal'ın kemikleri sızlayacak) dünyaya çağırır ve onu bir çeşit büyüyle dünyaya bağlar. Baal'dan isteği kendi buzzzzzzzzz gibi esprilerine katlanması ve ona bu şeytanlık dolu yolculukta yardım etmesidir. Baal garibim de şimdiye dek gördüğüm en salak kötücül karakter tiplemesiyle boyun eğer ne yapsın ve zindan geliştirmeye hazırdır artık.



Nasıl da savaşıyor cengaverler, dostu düşmanı ayırt edemiyorum, kimin umrunda zaten?


Zıkkımlan, Zıbar ve Zıbart (üç Z kuralı)

Bunu ben demiyorum, oyunda 5 dakikada bir Baal'ın kendisi söylüyor, aynen şu şekilde "EAT, SLEEP, SLAUGHTER". Dungeon Keeper'da küçük şeytanlarımızla o zindanın nasıl da altını üstüne getirirdik hatırlıyor musunuz? Bu oyunda öyle bir şey yok, kazmaya dair neredeyse hiçbir şey yapmıyorsunuz. Evet yolunuzu açma konusunda yine mecburen ufak çapta bir kazı gerçekleştirmek zorundasınız ama Dungoen Keeper'daki o keşfetme hissinden eser yok. Zaten oyunun türü böylece RTS/ RPG'ye dönüyor diyebilirim. Birimlerimizi gerçek zamanlı yönetiyor ve elimizdeki kaynaklar dahilinde yine gerçek zamanlı üretiyoruz. Peki kaynak yönetimi nasıl? Efendim kaynak yönetimi diye bir şey yok aslında, sadece tek bir odadan mantar topluyorsunuz biraz ve üretimi için mantar gerektiren birimleri emriniz altına alıyorsunuz. Peki ya altın ve eşya gerektiren birimler ne olacak? Onları da zindanınızın dışına çıkmanıza imkan veren haritayı kullanarak toplayacaksınız. Birimlerinizi gruplayın ve Raid yapmaları için yollayın ki size ihtiyacınız olan kaynakları getirsinler. Güzel, çok güzel de, canım kardeşlerim madem kaynak yönetimi yaptıracaksınız, birimleri hemencecik tükenen kaynaklardan üretmemizi isteyeceksiniz, ne diye ben kırk saat birimlerin raid yapmasını bekleyeyim. Onlar bana kaynak getirecek de ben de adam yapacağım öyle mi?




Tamam birimlerin sayısı az o yüzden kaynak yönetimini biraz mikrolaştırdık diyebilirsiniz? İyi ama bu birimler hemen ölüyor? E level atlat birader diyor yapımcı, haklı tabii adam.... Atlatayım nerde atlatayım. Training room diye bir şey var kör müsün? İyi ama orada sadece üçüncü seviyeye kadar geliştirebiliyorum... Evet Training room'da sadece belli bir seviyeye kadar geliştirdiğim adamlarımın geri kalan seviye atlamalarını karşılaştığım düşmanları pataklayarak halletmeliyim. Tabii o süreye kadar sağ kalırlarsa. Bu arada birimlerimize workshoplardan geliştirilmiş zırh ve silah da yapabiliyoruz. Tabii bunlar da belli bir kaynak istiyor. Kaynak için yine ne yapıyoruz. Hooop Raid zamanı. Kaynağa ihtiyacımız var raid yap, mantar bitti raid yap, düşmanlardan bilgi alalım raid yap. Raid, Raid , Raid. Arkadaş bir MMO'da bile bu kadar sık raid yapılmıyor bre ya. Yani olur da kazara oyunu alırsanız kaynak yönetimini birimlerinizi sağa sola raide yollayarak yapacaksınız haberiniz olsun. Tabii zindanınıza gelip şöyle bir küf kokusu alalım havasında gezinen kahramanları öldürerek de kaynak toplayabilirsiniz ama onların gelmesini beklerseniz, ohoooo, bu oyunu 1 senede bitiremezsiniz.

Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur

Sıra geldi şu birimleri oluşturmaya. Her birim, Baal'ın kendisi ve tabii ki zindanınız deneyim kazandıkça seviye atlıyor. Yeni seviyelerle birlikte yeni özellikler açılıyor. Seviye atladıkça kazandığınız puanlarla yeni özellikler alıyorsunuz ve yeni birimler üretebiliyorsunuz. Fakat oyun birimlerinizi dilediğiniz şekilde gruplara bölmenize tam olarak izin vermiyor. Şöyle ki sadece ama sadece 4 Squad yani grup hakkınız var. Bu grup haklarından başlangıçta sadece 1 tanesi açık. Diğerlerini seviye atladıkça ve kaynak buldukça açabiliyorsunuz. Yani yine ne zamanı? Tabii ki Raiiiidddd (oyuncusavar). Allah aşkına nasıl bir mantık bu hem gerçek zamanlı strateji yap, hem de gruplamayı kısıtla. Ha fazladan birim yapamıyor musunuz, yapıyorsunuz çatır çatır, ama gruplayamıyorsunuz. Hiç hayati gelmiyor değil mi? Öyle bir önemli ki...



Yönetim ekranımızı takdim edeyim, esnemekten alamıyorum kendimi.


Baal'a ışınlama özelliğini vermişler. Böylece birimleri bir yerden bir yere ışınlayabiliyor. Ama sadece gruplayabildiğiniz birimleri. Diğerleri köşeden ağlayarak bakıyor. Onları uzun uzadıya tıklayarak götürmeniz lazım. Peki savaşın içine bir şekilde sokmayı başardınız bu adamları, canı azalanı oradan çıkarmak istiyorsunuz. Emir veriyorsunuz hadi yavrum sen kaç yoksa öleceksin. Tam arkasını dönüyor kaçacak, ama arkadan oku yiyince hop geri dönüyor bizim andaval. Kaçması için aynı yere elli kere tıklıyorsunuz ama yok, düşman hasar verdikçe vay sen misin bana vuran diye yeniden dönüyor, başlıyor düşmana vurmaya. Ne yapacaksınız peki, Baalla o grubu başka bir yere ışınlamak zorundasınız. E bu adamı grubun içine almamıştım ben diye sormayın, anladınız siz onu, o adam orada ölmeye mahkum. Sonuç olarak ne savaşta adam akıllı kontrole hakimsiniz, ne de mikro yönetimde. Bir de adamlarınıza sürekli olarak bakıcılık yapmalısınız, karnını doyur, git kendini eğit, raide uç gibi anlamsız tonla şey. Mikro yönetim yapacağız diye oyunda eğlence namına hiçbir şey kalmamış.

Grafikler ve animasyonlar göz alıcı değil. Birkaç büyü efektinin havai fişek tarzı parıldaması haricinde ne kaplamalarda sizi çekecek bir şey var ne de animasyonlarda akıcılık. Sanki birer çöp adamın eklemlerine kasları dökmüşlerde zoraki hareket ediyorlar gibi. Başta herşey eğlenceli geliyor aslında. Karakterler arasındaki dialoglar bol bol kelime oyunuyla iyi şekilde yazılmış. Ama gelin görün ki o ara sahnelerde oynamayan dudaklar ve donuk, çok donuk seslendirme araya girince Witch Queen'e Bitch Queen diyecek kadar edepsiz dialogların çekiciliğinden hiçbir eser kalmıyor.

Çoklu oyuncu biraz olsun zevkli olabilir diye düşündüm ama oynayacak adam bulamadığımdan pek tadına bakamadım ben de yapay zekayla oynadım. Senaryo'yu co-op olarak oynayabiliyoruz ki zaten oyunun ağırlıklı olarak co-op için tasarlanmış olduğunu bu oyun süresinde pek zorlanmadığınızı görünce anlıyorsunuz. Fakat co-op'ta ne hikmetse bir türlü yazışma başarısına erişemedik. Bu arada co-op oynarken save yapma hakkınız yok. Olur da yanınızdaki elemanlar çıkarsa direk DEFEAT yazısıyla karşılaşıyorsunuz. Diğer çoklu oyuncu modlarda King Of The Hill ve Capture The Dragon gibi türler denenmeye çalışılmış ama yukarıda saydığım sorunların hepsi burada da devam ediyor.



Zavallı kahramanların orasına burasına dürterek deneyim kazanıyoruz.


Düşük bütçeli oyunlara saygı duyalım diyoruz ama biz ne düşük bütçeli oyunlar gördük de oyun piyasasını sallayıp attılar. Hiç mi test etmiyorlar bu oyunları piyasaya sürerken bilemiyorum. Impire, Paradox firmasının dağıtımını yapacağı bir oyun olarak durmuyor ne yazık ki. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Eğlenceli olmaya çalışırken yüzünüzde mimik oynatamayan, her yanı yanlış seçimlerle dolu bir oyun Impire. Sadece ama sadece Dungeon Keeper'ı özleyip de hele bir bakayım bu oyun nasılmış diyenlere tavsiye ediyorum. Ya da vazgeçtim gidin Dungeon Keeper oynayın daha iyi.