Translate

10 Ekim 2013 Perşembe

Merhaba değerli OyunBburada okuyucuları...

Merhaba değerli OyunBburada okuyucuları...

Biliyoruz ki sitemizde su son zamanlar bir kaç aksaklık var yani yayınlar tema ile tam uyumuyor bunun sebebi içi yönetim ekibimiz su anda üzerinde uğraşıyorlar bu sebep dolayısıyla uzun zamandır yayın yapamıyoruz son 1 yayın yaptık fakat biliyoruz yeterli değil en yakın zamanda sizlerle olacağız...

Mad Max ÖN İNCELEME

Mad Max

Artık kimse kahramanlara inanmıyor adamım
--------------------------------------------------KAYNAK İÇİN TIKLA------------------------------------------------
Yapımcı:
Avalanche Software 
Yayıncı:

 
Türü:
Aksiyon 
Çoklu Oyuncu:
Yok
Platform:

Diğer
Şimdi gözlerinizin önüne bir sahne getirmenizi istiyorum, bir çöldesiniz, arkanızdan arabayla bir grup geliyor, sizin bindiğiniz hurda ise marşa bassa şanslı hissedeceksiniz. Arkanızdan gelenler çöl sıcağında her saniye size daha da yaklaşıyorlar, kim olduklarını bilmiyorsunuz fakat size doğru beş arabayla geldiklerine göre hayırlı bir vesile için gelmiyorlar olsa gerek.

İşte tam bu noktada, aracın arkasına geçip, mitralyözünüzü onlara karşı çevirip, ağzınızda çevirdiğiniz tütününüzü sıcak çöl kumuna tükürüp, şu sözleri söylüyorsunuz;
“Lanet olsun, ALIN BAKALIM”  (Silah sesleri)

Evet, işte Mad Max böyle bir şey, post apokaliptik dünyaların babası, abisi, ablası ve kuzeni, benim de çok sevdiğim filmlerden biri…ve oyunu geliyor.
Şimdi ben genelde film oyunlarına epey karşıyım, yapamıyorlar çünkü, güzel olmuyor. Fakat Mad Max ilk duyurulduğundan beri, bir şeylerin farklı olacağını hissediyorum, garip bir şekilde, Mad Max’e inanılmaz bir güvenim var.

Mad Max, bir film oyununun aksine, muazzam bir açık dünya oynanışına sahip. Açık dünya oynanışının ise anahtarının ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, arabalar. Mad Max’te bu bağlamda 50’den fazla araba var. 

Şimdi Mad Max hayranlarının oradan şu soruyu sorduğunu duyuyorum, “Abi Mad Max’in arabası vardı? Çok severdik? N’oldu ona?” Mad Max’in arabasızlığı, bu oyunun önemli bir tarafını oluşturacak. Max oyun boyunca Magnum Opus isimli bir hurdayı modifiye edip kendi aracı haline getirmeye çalışacak, bu ne demek? Oyunda muazzam araç modifikasyonları mevcut olacak. Magnum Opus’un gövdesini, motorunu, silahlarını ve her şeyini değiştirebileceksiniz, geliştirebileceksiniz.


Oyunun adından anlayabileceğiniz üzere ana karakterimiz Max olacak. Mad Max, açık dünya oynanışı dahilinde pek çok şey içerecek, gizlilik ise bunlardan sadece biri. Hikaye dahilinde görevlerinizi istediğiniz yaklaşımla bitirebileceğiniz oyun, bu noktada Mad Max konseptini açık dünya ile birleştirdiklerine şükrettiriyor doğrusu, her oynadığımız vakit kendi Mad Max filmimizi çekiyor gibi olacağız, bu benim çocukluk hayalimdi, şimdi gerçek oldu!

Tabii Mad Max dediğimiz zaman, oyunda bol bol hiç hesapta olmayan şeyle karşılaşma ihtimalimiz artıyor. Özellikle Gamescom’da bunun üzerinde oldukça durdular, demek ki gerçekten oyunun önemli bir noktası olacak.
Bir diğer nokta ise savaş sisteminin taktikselliği, düşmanlarınıza bu taktiksellik sayesinde çeşitli şekillerde yaklaşabilirken, bunu oyunun bütününe de uygulayabiliyorsunuz, özellikle çevre kullanımı oyunda büyük yer ediyor bu bağlamda. Aracınız ise savaşlarda çok işinize yarıyor, savunmak için aracınıza bağlı zıpkın silahınız en büyük dostunuzken, genelde Magnum Opus’u geliştirdikçe daha tehlikeli olduğuna şahit olacaksınız.

Harpoon Gun ile özellikle iki arabayı birbirine çarpıştırıp mahvetmek inanılmaz eğlenceli görünüyor. Tabii arabanız, sizin en önemli silahınız olsa da, zaman zaman çıkmanız gerekecek, işte bu noktada her şey bir vahşete dönüşüyor. Bıçaklar, taşlar, sopalar, pompalılar falan derken, Mad Max dünyasının karanlık bir yanını görüyoruz. 

Heyecanla beklediğimiz Mad Max 2014 yılında PC, PlayStation 3, PlayStation 4, Xbox 360 ve Xbox One için geliyor! 

18 Eylül 2013 Çarşamba

GTA V PS3 İNDİR TORRENT-OYUN.COM



Grand Theft Auto 5

Playstation® 3
İngilizce 
YOK
NO RAR
17,21 GB
3.55 Fixine Buradan Ulaşabilirsiniz.



Evet. Şimdi gelelim uzuuun zamandır beklediğimiz GTA V için bi ön inceleme yapmaya. Hepiniz bilirsiniz GTA serisi ilk çıktığı 1998 senesinde çok ses getirmişti (getirmiş miydi?), açıkçası ben o zamanları tam bilmiyorum bilgisayar, video oyunu gibi kavramlardan bihaberdim ama GTA 2 yi kuzenimde ilk gördüğümde onu bilgisayarın başından kaldırmak istedim (dayak yedim ağladım zırladım) kaldırdım ve oyunu oynadım. Dedim ki "ben bu güne kadar niye dışarıda oynadım, niye babama bilgisayar aldırtmadım?"


  Her neyse o sene ağlayıp bilgisayarı aldım oyunu yükledim oynadım ve o günden sonra bu serinin tüm çıkan oyunlarını aldım ve bayılarak oynadım (hala da oynuyorum). Son günlerde de GTA V'in haberlerini duyduğumda çok heyecanlandım. Bu konuyu hemen araştırmaya başladım, gizli ve güvenilir kaynaklarıma (Google, Wikipedia) başvurdum. Oyunun resimlerine ulaştım, videolarına ulaştım ve derin bir nefes çekerek "sonunda" dedim. Rockstar bu oyunla San Andreas'ı yeniden inşa ediyGor ve bu sefer şu ana kadar hiçbir oyunda görmediğimiz kadar büyük bir haritayla, San Andreas'taki gibi bol bol özgürlükle ve iyi bir hikayeyle inşa ediyor.


Açıkçası GTA IV çıkınca hoş gelmişti ama bir zaman sonra dedim ki "neden San Andreas'taki özgürlük bu oyunda yok?". GTA IV'ü uzun süre oynadıktan sonra "biraz özgürlük" dedim ve San Andreas oynamaya çalıştım. Ama grafiklerinin ne kadar kötü olduğu yeniden görünce aklımdaki o muhteşem San Andreas oyunu kötü olmasın diye hemen bıraktım, tövbe dedikten sonra düşündüm "GTA IV'le San Andreas birleşse ne olur?" dedim ve akşamında GTA V videosu yayınlanınca bu bir işaret olmalı dedim ve insanları da bu oyuna çağırmalıyım dedim ve hemen bu yazıyı yazmaya başladım. İzlediğim videolarda grafiklerin ne kadar muhteşem olduğunu gördüm ve dedim ki "haha videoyu yapıyorlar süper bilgisayarlarda koyuyorlar buraya" sonra gelen açıklamada bu görüntüler tamamen konsoldan alıntı realtime videosu bu dendi. Bende ortadaki yeni nesil konsol iddialarından sonra "bu oyun PS4'e gelir arkadaş" dedim. Ne diyebilirim ki bence bu oyun yeni nesilde oynayabileceğiz ve grafikleri yeni neslin tüm nimetlerinden yararlanmış olacak  Ayrıca bu oyunun bir GTA olduğunu unutmayalım iyisiyle kötüsüyle her türlü oynayacağız. Bunun için tüm yorumunu çıkışına saklayıp, GTA ile ilgili sayfalarca yazı yazmak istiyorum. [/color][/b]

:oyun_görüntüleri:
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.
Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 1080x600.

Çoğu yer oyunu canlı yayında tanıttı oynadı uzun süre denk gelirseniz izleyin.

:Tıkla_indir:
WWW.TORRNET-OYUN.COM ALINTISIDIR !


12 Eylül 2013 Perşembe

PayDay 2 {{www.merlininkazani.com}}

11 yılında çıkışını yapmış olan çok iyi yorumlar alan PayDay: The Heist ile oyuncular  soygunun nasıl yapıldığını, tekniklerinin ve inceliklerinin neler olduğunu öğreniyordu.  İsterlerse içeri direk dalıp herkesi öldürüp soygunu başlatabiliyorlardı ya da güvenlikleri öldürüp kameraları indirip sivilleri de yere yatırıp sessizce soygunu yapabiliyorlardı. Oyun  içerisinde bir rehineyi serbest bırakarak tekil bir oyuncunun yeniden doğmasını da  sağlıyabiliyorduk. Banka içerisindeki görevleri hallederken polislerle de çatışmak soyguncuları biraz zorlayabiliyordu. Dört arkadaş oyunu satın alıp beraber soygun  yapabiliyordu, bu da oyundan alınan zevki ikiye katlıyordu. Tek başına soygun yapmak bir yere  kadar zevkli olabiliyordu fakat arkadaşlarınız da yanınızda olunca o soygunların sonu gelmeyebiliyordu.

Şimdi ise gelelim önümüzdeki ay çıkacak olan PayDay 2'ye. Ana tema yine PayDay: The Heist'teki  gibi dört kişilik soyguncu çetesi halinde bankaları soymak olacak. Oyuncular ilk oyundaki gibi arkadaşlarıyla toplanıp sağlam soygunlar düzenleyebilecekeler. PayDay 2'de bulunacak olan  CRIMENET ile birlikte oyuncular yapacağı soygunları veritabanından seçebilecekler. Silah  sisteminde ilk oyunun üstüne çok şey ekleniş durumda. Silahlarınızdan ateş ederken veya  sivilleri kelepçelerken pek iyi hissetmeyeceğiz ve oynadığımız karakter bu durumdan etkilenecek.

Ayrıca belirli imkanlar doğrultusunda silahlarımızı istediğimiz gibi özelleştirebileceğiz.  Optikler, susturucular, nişahgahlar ve dipçikler gibi silah parçalarını kendimiz  düzenleyeceğiz ve bu parçaların her biri silahı iyi ya da kötü yönde etkileyecek. Ayrıca  görsel amaçlı koyabileceğimiz şeyler de bulunacak silah düzenleme esnasında. Maskeler ise ilk oyundaki gibi belirli sayıda olmayacak. Oyuncular istedikleri gibi düzenleme yapabilecekler  maskeler üzerinde. Mesela Türk bayrağı temalı bir maske yaparak oyunculara Türk olduğunuzu gösterebilirsiniz.

----------------------------------------OYUN{B}BURADA----------------------------------------------

Her soygun rastgele olarak düzenlenecek yani bir kere yapmış olduğunuz soygun asla karşınıza  tekrar çıkmayacak. Senaryo her seferinde değişikliğe uğrayacak. Dinamik senaryo sistemini bakalım oturtabilmişler mi oyuna. Soyguncular olarak çeşitli yeteneklerimizde olacak ve seçim  yapabileceğiz. Yetenekler verdiğimiz puanlara göre şu yönlere doğru gelişecek: Zeka ustalığı,  zorbalık, hayalet ve teknisyen. Dilediğiniz yöne doğru kendinizi geliştirebileceksiniz. PayDay  2'yi istediğiniz gibi oynayabileceksiniz yani ilk oyundaki gibi direk içeri dalabilecek ya da sessiz sessiz işinizi halledebileceksiniz.

Bence PayDay 2 ilk oyundan daha fazla sevilecek yeni gelen özellikler ile birlikte ve daha iyi  puanlar alacak. Özellikle maske özelleştirme ile yetenek gelişimi çok hoşuma gitti. Arkadaşlarla oynamak için kaliteli bir oyun daha piyasaya çıkacak gibi görünüyor. Şimdiden oynanış videolarını izleyerek kafamda ne tür soygun  yapsam acaba, içeri direk mi dalsam yoksa sessizce mi halletsem gibi sorular dolaşıyor.  Ağustos ayını merakla bekliyorum.

PayDay 2 önümüzdeki ay PlayStation 3, Xbox 360 ve PC platformlarına çıkışını yapacak. Eğer oyunu ön-sipariş yoluyla satın  alırsanız  bir ganimet çantası elde edeceksiniz. Ganimet çantasında oyun içinde  kullanabileceğiniz birçok eşya bulunuyor. Ayrıca Career Criminal Edition versiyonu da şu anda  ön-siparişte. Bu pakette de özel pek çok eşya bulunuyor ve PayDay 2'nin betasına girme hakkı elde ediyorsunuz.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Wordpress 3.6 Oscar Yayınlandı


Dünya üzerinde en çok kullanılan blog sistemlerinin başında gelen Wordpress, bugün yayınlanan yeni sürümü 3.6'yla birlikte kullanıcılara birçok yeni ve güzel özellik sunuyor.
Oscar lakaplı yeni Wordpress 3.6 sürümüyle birlikte kullanıcılara çok daha gelişmiş bir blog deneyimi sunmayı hedefleyen geliştirici ekip, blog sistemi içerisine yeni özellikler eklemeyi ihmal etmezken, halihazırda sistem içerisinde yer alan özellikler de geliştirilmiş.
Sürüm güncelleme notları arasında dikkat çeken yenilikler arasında; kurşun geçirmez otomatik kaydetme, Twenty Thirteen adlı yeni Wordpress teması, ses ve video dosyaları için doğrudan embed verebilme geliyor.
Aynı zamanda yeni Wordpress, popüler müzik servisleri SpotifyRdio ve SoundCloud için geliştirilmiş entegrasyon seçeneklerini de kullanıcılarına sunuyor.

Yeni Wordpress sürümü 3.6'yla birlikte gelen ve en dikkat çeken özelliklerden birisi de site üzerinde yapılan tüm değişikliklerin kaydediliyor olması. Bu sayede Windows işletim sisteminde kullanıyor olduğumuz sistem geri yükleme seçeneğine benzer bir yapıya sahip olacağız ve sitemizi istediğimiz zaman yaptığımız son değişikliklerin gerçekleştiği zaman dilimine geri döndürebileceğiz.
Ayrıca yeni bir özellike olan yeni yazılan içerikleri kitleme ve geliştirilmiş otomatik kaydetme özellikleri aynı sistem üzerinde çalışan birden çok yazarı sevindirecek cinsten özellikler. Bu özellikler sayesinde her yazar kendi otomatik kaydedilmiş dökümanları üzerinde çalışabilecekler.
Yine Wordpress 3.6 sürümüyle gelen yeni özelliklerden birisi olan entegre HTML5 medya oynatıcı sayesinde dışarıdan bağımsız bir şekilde videolarınızı bloglarınız üzerinde oynatabilecek ve metin editörü üzerinde yapılan geliştirmeler sayesinde yazılarınızı çok daha kolay hazırlayabileceksiniz.
Ne yazık ki şu an Türkçe sürümü hazır olmayan Wordpress 3.6'nın İngilizce sürümünü Tamindir.com üzerinden hızlı ve güvenli bir şekilde indirebilirsiniz. Wordpress 3.6 Türkçe sürümünün yayınlanmasının hemen ardından Wordpress 3.6 Türkçe'ye yine Tamindir.com aracılığıyla ulaşabilirsiniz.                  
                                                                                                                    İNDİR

26 Temmuz 2013 Cuma

Android 4.3'lü Yeni Nexus 7 Tanıtıldı


Google, merakla beklenen yeni Nexus 7 tabletini bugün San Francisco’da gerçekleşen Google Etkinliğinde resmi olarak duyurdu. Android, Chrome ve Google Uygulamalarının başındaki isim Sundar Pichai’nin bulunduğu etkinlikte tanıtılan yeni Nexus 7, önceki Nexus 7 ile aynı tasarıma sahip olsa da donanım özellikleri oldukça etkileyici. İşte yeni Nexus 7’nin teknik özellikleri.
Android işletim sisteminin en son sürümü 4.3 yüklü olarak gelen yeni Nexus 7, 7 inç büyüklüğünde 1920 x 1200 piksel çözünürlüklü ekrana sahip. Ekran 323ppi piksel yoğunluğuna sahip. Önceki Nexus 7’ye göre iki milimetre daha ince olan yeni Nexus 7, Qualcomm’un 1.5GHz hızında çalışan çift çekirdekli S4 Pro APQ8064 işlemci ve 2GB RAM ile güçlendirilmiş. Adreno 320 grafik birimine sahip olan cihaz, 5.0 megapiksel arka, 1.2 megapiksel ön yüz kameraya ile geliyor. Bluetooth 4.0, 802.11 a/b/g/n Wi-Fi kablosuz bağlantı ve micro USB 2.0 portu ile donatılan yeni Nexus 7’de full HD kalitede video çıkışı almanızı sağlayan SlimPort desteği bulunuyor. 

8 Temmuz 2013 Pazartesi

The Swapper İNCELEME


The Swapper  İNCELEME




Yedi yıllığına gönderildik bu uzay üssüne. Mineral toplama asıl işimizdi fakat biz burnumuzu başka şeylerin içine soktuk, başkalarının hayatına, başkalarının özgürlüğüne, başkalarının varlığına ve zihnine. Saçmalama başka seçeneğimiz yoktu, sağ kalmak için bunu yaptık. Ne alakası var sağ kalmakla, sen demedin mi intikam almalıyız? Ben mi? Evet, sen ve o, ruh dediğiniz şey sanki varmış gibi inandırmadınız mı kendinizi bedenler arası geçişe. Boşa konuşuyorsun, kimliğini kaybetmedin sonuçta değil mi, hala sen SENSİN. İkiniz de susar mısınız lütfen...
Az önce Swapper'ı bitirmiş bulunmaktayım ve bitirir bitirmez yazıya başladım. Açıkçası tarif edilmez duygular içerisindeyim. Swapper derin, çok derin bir bulmaca-platform oyunu. Aslına bakarsanız oyun da demek istemiyorum ama işimiz bu sonuçta. Arkasına uzayın çok uzak köşelerinde içinde türlü türlü oyunlar dönen bir uzay üssünü almış ve alenen felsefe yapıyor, insanın varlık sorgulamasını, varlığını devam ettirebilmek için başkalarını maşa edinebilme kolaylığını, Tanrı ikilemini, şizofreniyi... Gören ya da görmeyen gözler için fark etmez... Swapper'ın arka planında bir dünya felsefe ve paradoks var.



Oyundaki tek yeşil alan olan bahçelerde dört ayrı kişiliğim ve ben.


A,B,C,E... Alfabenizi öğrendim, beni serbest bırakabilir misiniz. ... K,L,M,O...

Oyun mantığımız gayet basit aslında. 2 boyutlu bir platform-puzzle oyunu Swapper ve zaman zaman Oddworld ve Portal tadı veren bir yapım. Bu uzay üssünde sağ kalmış iki kişiden biri olan ana karakterimizin elindeki silahın adı da bizzat Swapper ve kendisinin çok acayip güçleri var: silahı elinde tutanın klonlarını yaratabilme ve doğrulttuğunuz kişiyle RUH DEĞİŞTİREBİLME. Temel olarak zaten kendi kopyalarınız arasında geçiş yapabildiğinzi için ruh değiştirebilme olarak görülmese de böyle bir işlevi var bu silahın. Onu da oyunun içinde sağda solda bulacağınız kayıt defterlerinden okumayı ihmal etmeyin. Oyunun sonuna varmak için koca bir uzay üssünde yer alan güneş kürelerini toplamak nihai amacımız. 124 kürenin hepsini toplamazlık etmeyin sakın, her ne kadar oyun hepsini toplamadan da ilerleniyormuş izlenimi verse de son odadaki konsolu aktif edemeyince fellik fellik küre aramaya başlıyorsunuz benden söylemesi.



Ruhları onları terk etse de bu iki sevgili son anlarını sarılarak paylaşmışlar.


Bulmacalar hep aynı mantık üzerine kurulu; en fazla beş kopyanızı kullanarak, kürelere bir şekilde ulaşmak. Kopyalarınızı dilediğiniz yerde yaratabilme imkanınız var, yarattığınız yerde çıkan kopyanızla anında ruh değişimi yapıp olduğu yere ışınlanma olanağınız da bulmacaların dayandığı duvarlardan birisi. Başlarda basit ışınlanmalarla ulaştığınız kürelere oyun ilerledikçe saç baş yolduran ama çözümü bulduğunuzda havalara uçurup, kendinizi alkışlamaya kadar götürecek bulmacalar aracılığıyla ulaşmak zorunda kalıyorsunuz. Özellikle bu bulmacalarda oturup ciddi ciddi düşünmeniz gerekiyor çünkü kaba kuvvetle, deneme yanılma yoluyla, ordan oraya ışınlanmakla bir yere varamıyor, kaşlarınızı çatıp oturuyorsunuz. İlerleyen bölümlerde içine ışınlanamadığınız, içinde kopya üretemediğiniz mavi, kırmızı ışıklar da eklenince bir hayli zorlanıyorsunuz ama feci şekilde keyifli olduğunu inkar etmemize hiçbir şekilde gerek yok.


                                                               **oyunbburada.blogspot.com**

Swapper'ın aslında en büyük kozu atmosferi. Şayet atmosfer bu kadar yoğun olmasaydı 5-6 saatlik kısa oyun süresi (gerçi ben 10 saatte bitirdim bazı kazık bulmacalardan dolayı ama) ve hep aynı usül çözdüğümüz bulmacalar bu derece insanı etkileyemezdi. Klostrofobi ve şizofreniyi sonuna kadar hissettiriyor oyun. Işık oyunlarını aklınızı havalara fırlatacak kadar iyi kullanıyor. O ne güzel bir uzay atmosferidir öyle, o ne derbeder bir yalnızlık hissidir. Yarattığınız kopyaların hangisi gerçek hangisi sahte ikilemine düşmek bile, karanlık ve sadece uzaydaki yıldızlar ve el fenerimizden çıkan ışığın yalnızlığını barındıran bu uzay üssünde yerçekimin olmadığı alanlarda öylece süzülüp kalma hissi veriyor insana.

Gemide hayatlarını gasp ettiğimiz Watcher denilen taştan ibaret olsalar da insan beynini dilediği şekilde eğip bükebilen uzaylı ırkıyla da mütemadiyen münasebet için de oluyoruz ve her iletişime geçtiğimizde zihnimize onlara karşı yapılan haksızlığa dair bir şeyler söylüyorlar. Bu tekinsiz atmosferi bulmacaları çözdüğümüzde ruhumuza gelen kısa süreli dinginlik bozuyor gibi görünse de ışıkların bir anda kapanması ve sizi yine yalnızlığınızla baş başa bırakması klonlarınızdan nefret etmenize sebep oluyor.



Yalnızlık, hiç de Tanrısal değil.


Odalardan odalara geçişlerde bile içinize düşen merak duygusunun yanında uyarmadı demeyin ama şu kapıdan geçmesem de bir şey fark etmez hissi duymanız fazlasıyla mümkün. Çünkü ben her ne kadar insanın her zaman içinde bir umut olduğunu düşünsem de bu oyunda sıklıkla vazgeçmişliğin yoğun olduğu bir çok durum yaşadım. Grafikler, ışıklandırmalar, sesler ve tek tük duyabileceğiniz piyano tınılarıyla birlikte umutsuzluk ve yalnızlık bu oyunun her yerinden fışkırıyor adeta. Son sahnenin vuruculuğu ise uzun zamandır gerçek bir son göremediğim oyun dünyasında son yılların en iyisi bana kalırsa. Kısacası Swapper son zamanların atmosfer yaratma konusundaki en başarılı oyunu.

Sonuç itibariyle The Swapper vereceğiniz 15 doları kuruşu kuruşuna size geri ödeyecek bir oyun. Bulmaca oyunlarından hoşlanıyor, bir uzay üssünde yalnızlığı ve çaresizliği sonuna kadar hissettirecek muhteşem bir atmosferi ciğerlerinize kadar hissetmek istiyorsanız bu senenin belki de en iyi bağımsız yapım oyununu kaçırmayın. Swapper sadece bir bulmaca platform oyunu değil, gerçekliğin zaman zaman kaybolduğu, kimlik bunalımını sonuna kadar hissedeceğiniz muazzam bir başyapıt.

GRID 2 (PS3)

GRID 2 (PS3)




Uzun süredir başarılı bir yarış oyunu bekliyorum. Çok uzun süredir. Böyle hem arcade bakımından güçlü olacak, hem de hack and slash tadında stres attıracak bir yarış oyunu. Aslında imkansız da değil hani. Firmaları bu konuda ne kadar çok yargıladığımı bir ben bilirim. 2005 yılına dönüp düşünmeden edemiyorum. PS2 konsolum ve yanındaki Burnout: Revenge isimli yarış oyunum hala benim için çok özeldir. Söz konusu yarış oyunu olduğunda, insanların mükemmeli araması çok normal.


Gözle görülecek kadar başarılı grafikler, asfalttan çıkan lastiklerin sesi, bıraktığı izler ve en önemlisi kontroller. Genelde yarış oyunlarındaki en büyük problem de bu değil midir? Sadece müzik veya grafik yterli olmaz. Oldukça popüler bir parçayı duyduğunuzda, o oyun sizin için büyük bir nimettir. Aracınızın radyosu kulaklarınızın pasını silse bile, kontrollerin konsola veya PC'ye göre son derece başarısız olması, hepimizi mutsuz eder diye düşünüyorum.


Codemasters'tan tıpkı beklediğim gibi bir yarış oyunu gördüm. Grid 2, gerek grafikleriyle, gerekse kontrolleriyle beklediğim gibi çıktı. Hem artısı, hem de eksisiyle başarılı bir yarış oyunu olsa bile, yeterince tatmin edemediği bir gerçek. Özellikle kariyer konusunda, Grid 2 insanı çok eğlendiriyor. Siz yarıştıkça ve kazandıkça hayranlarınız artıyor ve buna bağlı olarak sponsorlar buluyorsunuz. Daha çok yarış kazanıp, daha fazla para elde ediyorsunuz. İlk olarak üç sponsor ile başlarken, dikkatli seçmeniz de gerekiyor. Çünkü kimisi ize teknolojik açıdan yardım ederken, kimisi aracınızı daha hızlı geliştirmenizi sağlıyor. Grid 2'nin en büyük artısı da bu zaten.

Kariyeriniz ilerlerken, sıkılmıyorsunuz. Son kırk yılın popüler araçlarını kullanmanın zevki ise bambaşka. Sürekli kendimizi birilerine kanıtlamak zorunda kalıyoruz.


Aradan neredeyse beş yıllık bir süre zarfı geçmiş. Grid ve Grid 2 arasında ciddi bir fark yok. Aynı zorluk ve "konsolda oynamasam daha iyiymiş" diyebileceğiniz bir yarış oyunu haline gelmiş. Arada gözle görülür bir fark olmayınca, insan hayal kırıklığına uğruyor. Hem PC'de hem konsolda Grid 2, kolay modda bile son derece zor. Eğer mükemmel bir direksiyon sahibiyseniz, mutlaka Grid 2'yi o şekilde denemelisiniz. Neden mi? Grid, ilk oyununda olduğu gibi dönüşlerde ve hız sorunlarında hala en zor yarış oyunlarından biri. Birçok oyunsever konstollerin zor olduğundan şikayet etse bile, Grid zaten bu şekilde ünlü olan bir oyun.
                                                           **oyunbburada.blogspot.com**


Grid 2'nin oyun modlarından bahsedecek olursam; yeri geliyor zamana karşı yarışıyorsunuz, yeri geliyor birinci olmak zorunda kalıyorsunuz ki Grid içerisinde birinci olmanın ne kadar zor olduğunu bileniniz vardır. Özellikle kendim zor bir modda oynamayı deneyip, sonradan "Yok olmayacak, parmaklar iptal" dediğim zamanlar oldu.


Grid 2 özellikle, Grid'i uzun süredir bekleyen ve hala oynayan insanlara hitap ediyor. Daha önce Grid'i oynamadıysanız, ikincisini muhtemelen beğenmeyeceksiniz. Çünkü aradan geçen yıllara rağmen, Grid hala zor ve kariyeri ön planda tutan bir yarış oyunu. Özellikle birincil gözden görmek ve yarıştığınız mekanı birebir takip etmek, o kadar heyecanlandırıyor ki. Haritaya bakamıyorsunuz. Ancak sakın bu hataya düşmeyin. Hem harita kontrolünüz çok iyi olmalı, hem de yolu çok iyi takip etmelisiniz. Normalde araç kullanırken, hem fren hem gaz aynı anda kullanılmaz. Grid 2 de bu yönden son derece gerçekçi. Sağa ve sola aracınızı vurduğunuzda parçalanabiliyor ancak üçgen tuşuyla, oyun size bir kere bile olsa hamlenizi geri alma şansı tanıyor.


Codemasters her seferinde zor yarış oyunu yapmayı seviyor. Doğal olarak onun doğasına da karşı çıkmaz, oyun dünyasına haksızlık olur. Grid 2'de son derece agresif ve bir o kadar da görsel açıdan, göz dolduran yarışlar var. Grid 2'nin yıldızı her zaman sizsiniz, sizi detskleyen bir kitle var ve tabii ki en yakın arkadaşınız da sizinle olacak. Aracınızı tamir edecek ve sesiyle sizi gerekli yerlere yönlendirecek.

Grid 2, boş bir yarış oyunu değil. Aracınızı renklendirebiliyor ve lastiklerindeki şekle kadar, her şeye müdehale edebiliyorsunuz. Detayları da oldukça başarılı gösterilmiş.

                                                         **oyunbburada.blogspot.com**


Grid 2'nin multiplayer modu kendi garajına sahip. Yani hiçbir şey kariyer modundaki gibi ilerlemiyor. Multiplayer ve kariyer modu arasında araç paylaşamıyorsunuz. Kariyer ve multiplayer mod arasında aman aman bire değişiklik yok. Hani insanı koltuğa bağlayacak bir durum olmadığı için, kariyer modunda takılsanız, daha çok eğleneceksiniz. Codemasters'ın en büyük hatalaırndan biri de, yolların sürekli aynı olması. Bu yüzden Grid 2 ve Grid arasında ciddi farklar yok dedim. Kendi özünden azıcık çıksa, efsane şeyler yapabilirler. Ancak ne kadar inatçı bir firmadır ki, yolların çıkışları ve buluşma noktaları bile aynı ilerliyor.


Geçtiğimiz yıl Dirt Showdown gerçekten ne yaptığının farkında bile değildi. Çok hazırlıksız bir şekilde piyasaya çıktı ancak Grid 2, birçok şeye hazırlanmıştı. Şu aşamada Grid 2, daha modern bir şekilde bizlere sunuluyor. Ancak istediği kadar modern olsun, araçların çarpışma sırasındaki fps sorununu çözemedikleri çok belli oluyor.

Başarılı bir araç listesi, oldukça hassas bir hız kontrolü ve kariyer modu ile yarış oyunu arasındaki eğlenceli içerikler bir arada sunulmuş. Eğlence demişken, Grid 2'nin yarış anındaki müzikleri de oldukça modern. İnsanın kulağını tırmalayan veya sürekli kendisini tekrar eden parçalar yok.


PC veya konsolda zorlanacağınız Grid 2, direksiyonların kralı olabilir ya da kraliçesi. Her neyse, buna siz karar verin. Sadece sinirinize hakim olun ve Grid 2'nin kolay bir yarış oyunu olduğunu sakın düşünmeyin.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

13 Haziran 2013 Perşembe

The Last of Us

The Last of Us



The Last of Us

The Last of Us’ta bildiğiniz gibi iki başrol karakteri var; Joel ve Ellie. Joel, hayatın normal akışı içerisinde kaçakçı olarak geç saatlere kadar çalışan biri ama gelişen olaylar sonrası hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan birine dönüşüyor ve hatta aynı amaçtaki birçok insana göre çok daha güçlü ve çok daha acımasız; zaten oyun boyunca yapacağınız vuruşlar da bu acımasızlığı size çok net gösterecek. Ellie ise tüm olaylar cereyan etmeye başladıktan sonra dünyaya gelen, yani dünyanın “huzurlu” halini hiç görmemiş, yaşamamış olan, Boston’daki bir karantina bölgesinde yaşayan ve bir noktadan sonra oyun boyunca bizimle beraber takılan, 14 yaşında bir kızcağız.

Bilmeyenler içinse oyunun konusunu kısaca şöyle anlatayım: Bildiğimiz dünya, yine bildiğimiz şekilde dönmeye devam ediyor ve defalarca benzerini gördüğümüz senaryolardaki gibi, bir virüs salgınıyla her şey mahvoluyor, virüsü kapanlar yoldan çıkıyor, sağlıklı insanlara saldırıyor ve iş büyüyüp gidiyor. Hal böyle olunca da sıkıyönetim altında karantina bölgeleri oluşturuluyor ve sağlıklı halkın bu şekilde yaşamını sürdürmesi sağlanıyor. Öte yandan militanlar tarafından yönetilen, belki de sonradan ele geçirilen bölgeler de mevcut ki oyun boyunca bu tip birçok bölgeye uğruyoruz. İyi olarak tanımlanabilecek taraftaysa Ateş Böcekleri adlı bir oluşum yer alıyor ve bizim amacımız da yaptığımız bir anlaşma dâhilinde Ellie’yi istenen yere ulaştırmak ve tabii ki bu süreçte hayatta kalmak.



Detaylara geçmeden görsellikten ve sunumdan bahsedeyim önce. The Last of Us’ın sunumu, oyun içi görselliği, sinematikleri, karakter ve yüz animasyonları muazzam. Bir kere içinde bulunduğumuz dünya, post apokaliptik temaya uygun olarak çok iyi tasarlanmış, doğanın var olma çabası da tüm renkleriyle ekrana yansıyor. Karakterlerinse hem vücut, hem de yüz animasyonları mükemmel. Yürürken, atlarken, tırmanırken, sohbet ederken her şey o kadar gerçekçi ve doğal duruyor ki; özellikle yürüyüş sırasındaki sohbetlerde karakterlerin doğal hareketler sergilemesi, oyunun inandırıcılığını bir üst seviyeye taşıyor. Daha çok sinematiklerde takip etme şansı bulduğumuz yüz animasyonları ise L.A. Noire ile birlikte bugüne kadar gördüğüm en iyi örnek sanırım.

The Last of Us’ta ilerlerken farklı oyun tarzları benimsemek mümkün. Mesela siz çatışmayı seviyor olabilirsiniz ve yeterli miktarda cephaneniz varsa da önünüze geleni vurup ilerlersiniz ama The Last of Us, yokluğun ve kıt kaynakların başrolde olduğu bir oyun olarak ciddi anlamda silah gücü kullanılmasına izin vermiyor. Peki, bu durumda ne yapıyoruz? İşimizi gizliden gizliye halletmeye çalışıyoruz. Sessizce ilerlemek ve düşmanları bu şekilde öldürmek, özellikle kalabalık ortamlarda avantaj da sağlıyor. Birine ateş edince tüm ahaliyi ayaklandırabilirsiniz ama aynı kişiyi sessizce öldürünce diğerleri aval aval gezmeye ya da durmaya devam ediyor.



Ayrıca bu gizlilik taktiğinde Joel’in “dinleme” yeteneğini de bize yardımcı oluyor. Yakında düşman var mı, kaç tane var, ne tarafa doğru ilerliyor gibi soruların cevabını almak için R2’ye basıyor, dış sesten kurtuluyor ve direkt olarak düşmana odaklanıyoruz. Bu sayede düşmanın ilerleyişine göre pozisyon da alabiliyoruz. Bu arada oyunda “tıkırdayanlar” olarak geçen düşmanların görme yetisi yok, yani bizi sadece sesimizden takip edebiliyorlar. Eğer çömelerek ve yavaş yavaş ilerlersek bizden hiç haberleri olmuyor ama bu noktada oyunun beni rahatsız eden tek detayı çıktı ortaya. Ben sessizim, tamam, gıkım çıkmıyor, tıkırdayanlar da beni fark etmiyor ama yanımdakiler bazen gevezelik ediyor ya da koşuyorlar, tıkırdayanlar da sallamıyorlar.

Çatışma yanlısı olmasanız bile bol bol silah kullanacaksınız, bundan kaçış yok ama oyunun doğası gereği de geniş bir silah yelpazesi yok. Birkaç tabanca, birkaç tüfek ve bir adet ok var seçenekler arasında. Sayıca az olan bu seçenekler neyse ki geliştirilebiliyor. Şarjör kapasitesi olur, doldurma hızı olur, menzil olur, hepsi geliştirilebiliyor ama bunun için de sağdan soldan parça ve teçhizat toplamak gerekiyor. Silahları geliştirmek için de bazı mekânlarda yer alan atölye masalarını kullanıyoruz.

The Last of Us

Silahlar dışında da bazı ekipmanlar var ve bunları direkt olarak çantayı yere koyup üretiyoruz. Çivili ve makaslı bir patlayıcı, molotofkokteyli, sis bombası dışında etraftan şişe ve tuğla da alıp düşmana fırlatmak mümkün. Bu arada çanta mevzusu The Last of Us’ın en önemli ve gerçekçi olaylarından. Diğer oyunlarda bir şeyleri pat diye üretirken, bu oyunda gerçeğe uygun olarak çantayı yere koymak, malzemeleri çıkarmak ve belli bir süre tuşa basılı tutmak gerekiyor. Yapılacaklar şeylerse kısıtlı ve buna paralel olarak gerekli materyaller de kısıtlı. Oyun boyunca etrafı iyice tarayıp bıçak, sargı bezi, bez parçası, alkol, patlayıcı ve şeker topluyor, bunların altı farklı birleşiminden de sağlık paketi ve çakı gibi şeyler üretiyoruz. Üretim aşamasında doğru tercihler yapmak da önemli çünkü aynı malzemeler, farklı şeyler üretmek için kullanılıyor ve ihtiyaca göre üretim yapılmadığından işler terse dönebiliyor. En kritiği de şu ki sağlık paketi de, molotofkokteyli de aynı malzemelerden yapılıyor. Bu durumda soru şu: Sağlık mı? Saldırmak mı?

Silah geliştirmek ve bir şeyler üretmek dışında Joel’in de yeteneklerini geliştirebiliyoruz. Şu ana kadar anlattıklarımdan, etrafı iyice araştırmanız ve her şeyi toplamanız gerektiğini anlamışsınız zaten. Bu araştırma sırasında hap olarak gösterilen şeyler de buluyor ve bunları Joel’i geliştirmek için kullanıyoruz. Geliştirmek seçenekleri arasında daha geniş bir sağlık barı, daha uzun mesafeyi duyabilme ve benzeri şeyler yer alıyor.


The Last of Us’tan çeşit çeşit düşman mevcut ve bunların bir kısmını dile getirdim zaten. Oyun boyunca en çok karşıma çıkan ve sizin de karşınıza çıkacak olan Tıkırdayanlar, görme yetisi olmayan ama sese duyarlı arkadaşlar. Bunları sessiz takılıp atlatıyoruz, bunu söyledim. Bana en çok zorluk çıkaranlar, oyun boyunca sadece dört kez denk geldiğim, artık virüsü kapmakla kalmamış, tam anlamıyla dönüşüme uğramış olan Bloater’lar. Bunları indirmek oldukça güç, ayrıca uzak mesafeden karşılık da verebiliyorlar. Bunlardan birine denk gelince size tavsiyem, bir sürü kurşunu heba etmektense molotofkokteyli kullanmanız.

Aslında yaratıklarla uğraşmak kolay çünkü savunulması kolay seviyedeler. Asıl belaysa oyunun bir noktasından sonra muhatap olduğumuz insanoğlu. Yönetimi elinde tutanlar, sizi her gördüklerinde direkt olarak öldürmeyi amaçlıyorlar ve bunun için de silaha başvuruyorlar. Hal böyle olunca kendinizi yakın dövüş seçenekleri, taşla, sopayla savunamaz hale geliyorsunuz, üç - beş kurşunu yiyip oturuyorsunuz. İnsanlara karşı en doğru tercih gizliliğe yönelmek olacak ama mecbur kalınca da yapacak bir şey yok, cephaneyi idareli kullanacaksınız.

The Last of Us

Oyunun tüm çatışma, gizlice ilerleme ve üretim konularının yanı sıra az da olsa bir bulmaca, çözüm üretme olayı mevcut. Kimi zaman bir bölgede tıkılıp kalıyor ve çıkış yolunu bulmak zorunda kalıyoruz. Bunun için çevreyi iyice analiz etmek, varsa kalas ve merdiven gibi objeleri kullanmak gerekiyor. Çözüm bulunamadığı ya da görülmesi gereken bir şey görülemediği zamansa Ellie’nin ufak ipuçlarıyla bize yardım etmesi hoş bir detay olarak akıllara kazınıyor.

Tabii ki The Last of Us’ın dünyasındaki tek masum insanlar Joel ve Ellie değil. Oyun boyunca birçok yan karakter oyuna dâhil oluyor ve çıkıyor. Oyunun en iyi yaptığı şeylerden biriyse bu giriş çıkışların sıradan değil, oldukça duygu yüklü olması. Eğer biraz olsun duygulanma yetisine sahip biriyseniz, The Last of Us boyunca duygusal açıdan gelgitler yaşayacağınızı garanti ederim.

The Last of Us’ı oynarken gördüklerim ve hissettiklerim neticesinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyun, oyunculuk hayatım boyunca oynadığım en iyi 10 oyundan biri kesinlikle. Her PlayStation 3 sahibinin mutlaka oynaması gereken bir oyun ve sakın ha bu oyunu atlayayım demeyin, başınızın etini yerim, söyleyeyim.

LEVEL.COM.TR SAOL ALINTI!!!



                                                                                  

31 Mayıs 2013 Cuma

GTA 5 ile açık dünya kavramına yepyeni bir bakış gelecek


GTA 5Take Two'nun başındaki isimlerden olan Strauss Zelnick GTA 5 ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Zelnick Grand Theft Auto 5'in açık dünya yönü ile ilgili olarak tespitler yapıyor ve oyunun bu kavramı baştan yaratacağını iddia ediyor. Daha önceki oyunlara bakıldığında oldukça geniş oyun dünyasına sahip olan seri, bu dünyada size geniş bir özgürlük tanıyordu. İlk oyunlarından itibaren var olan açık dünya kavramı adeta GTA ile özdeşleşmiş bir öğe halinde.
Zelnick GTA serisinin uzun süredir sahip olduğu bu açık dünya kavramını nasıl değiştireceğini ise oyunda yer alacak 3 farklı kahramana bağlayarak açıklıyor. Seride ilk olarak 3 farklı kahramanı kontrol etme fırsatına sahip olacağız ve bu yolla hikayeyi devam ettireceğiz.
Eğer GTA 5 bizi bu 3 karaktere asğlam bir şekilde bağlarsa Zelnick'in sözleri doğru olabilir. Şu an oyunu sabırsızlıkla beklemekten başka yapabileceğimiz birşey yok gibi.