Translate

13 Haziran 2013 Perşembe

The Last of Us

The Last of Us



The Last of Us

The Last of Us’ta bildiğiniz gibi iki başrol karakteri var; Joel ve Ellie. Joel, hayatın normal akışı içerisinde kaçakçı olarak geç saatlere kadar çalışan biri ama gelişen olaylar sonrası hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan birine dönüşüyor ve hatta aynı amaçtaki birçok insana göre çok daha güçlü ve çok daha acımasız; zaten oyun boyunca yapacağınız vuruşlar da bu acımasızlığı size çok net gösterecek. Ellie ise tüm olaylar cereyan etmeye başladıktan sonra dünyaya gelen, yani dünyanın “huzurlu” halini hiç görmemiş, yaşamamış olan, Boston’daki bir karantina bölgesinde yaşayan ve bir noktadan sonra oyun boyunca bizimle beraber takılan, 14 yaşında bir kızcağız.

Bilmeyenler içinse oyunun konusunu kısaca şöyle anlatayım: Bildiğimiz dünya, yine bildiğimiz şekilde dönmeye devam ediyor ve defalarca benzerini gördüğümüz senaryolardaki gibi, bir virüs salgınıyla her şey mahvoluyor, virüsü kapanlar yoldan çıkıyor, sağlıklı insanlara saldırıyor ve iş büyüyüp gidiyor. Hal böyle olunca da sıkıyönetim altında karantina bölgeleri oluşturuluyor ve sağlıklı halkın bu şekilde yaşamını sürdürmesi sağlanıyor. Öte yandan militanlar tarafından yönetilen, belki de sonradan ele geçirilen bölgeler de mevcut ki oyun boyunca bu tip birçok bölgeye uğruyoruz. İyi olarak tanımlanabilecek taraftaysa Ateş Böcekleri adlı bir oluşum yer alıyor ve bizim amacımız da yaptığımız bir anlaşma dâhilinde Ellie’yi istenen yere ulaştırmak ve tabii ki bu süreçte hayatta kalmak.



Detaylara geçmeden görsellikten ve sunumdan bahsedeyim önce. The Last of Us’ın sunumu, oyun içi görselliği, sinematikleri, karakter ve yüz animasyonları muazzam. Bir kere içinde bulunduğumuz dünya, post apokaliptik temaya uygun olarak çok iyi tasarlanmış, doğanın var olma çabası da tüm renkleriyle ekrana yansıyor. Karakterlerinse hem vücut, hem de yüz animasyonları mükemmel. Yürürken, atlarken, tırmanırken, sohbet ederken her şey o kadar gerçekçi ve doğal duruyor ki; özellikle yürüyüş sırasındaki sohbetlerde karakterlerin doğal hareketler sergilemesi, oyunun inandırıcılığını bir üst seviyeye taşıyor. Daha çok sinematiklerde takip etme şansı bulduğumuz yüz animasyonları ise L.A. Noire ile birlikte bugüne kadar gördüğüm en iyi örnek sanırım.

The Last of Us’ta ilerlerken farklı oyun tarzları benimsemek mümkün. Mesela siz çatışmayı seviyor olabilirsiniz ve yeterli miktarda cephaneniz varsa da önünüze geleni vurup ilerlersiniz ama The Last of Us, yokluğun ve kıt kaynakların başrolde olduğu bir oyun olarak ciddi anlamda silah gücü kullanılmasına izin vermiyor. Peki, bu durumda ne yapıyoruz? İşimizi gizliden gizliye halletmeye çalışıyoruz. Sessizce ilerlemek ve düşmanları bu şekilde öldürmek, özellikle kalabalık ortamlarda avantaj da sağlıyor. Birine ateş edince tüm ahaliyi ayaklandırabilirsiniz ama aynı kişiyi sessizce öldürünce diğerleri aval aval gezmeye ya da durmaya devam ediyor.



Ayrıca bu gizlilik taktiğinde Joel’in “dinleme” yeteneğini de bize yardımcı oluyor. Yakında düşman var mı, kaç tane var, ne tarafa doğru ilerliyor gibi soruların cevabını almak için R2’ye basıyor, dış sesten kurtuluyor ve direkt olarak düşmana odaklanıyoruz. Bu sayede düşmanın ilerleyişine göre pozisyon da alabiliyoruz. Bu arada oyunda “tıkırdayanlar” olarak geçen düşmanların görme yetisi yok, yani bizi sadece sesimizden takip edebiliyorlar. Eğer çömelerek ve yavaş yavaş ilerlersek bizden hiç haberleri olmuyor ama bu noktada oyunun beni rahatsız eden tek detayı çıktı ortaya. Ben sessizim, tamam, gıkım çıkmıyor, tıkırdayanlar da beni fark etmiyor ama yanımdakiler bazen gevezelik ediyor ya da koşuyorlar, tıkırdayanlar da sallamıyorlar.

Çatışma yanlısı olmasanız bile bol bol silah kullanacaksınız, bundan kaçış yok ama oyunun doğası gereği de geniş bir silah yelpazesi yok. Birkaç tabanca, birkaç tüfek ve bir adet ok var seçenekler arasında. Sayıca az olan bu seçenekler neyse ki geliştirilebiliyor. Şarjör kapasitesi olur, doldurma hızı olur, menzil olur, hepsi geliştirilebiliyor ama bunun için de sağdan soldan parça ve teçhizat toplamak gerekiyor. Silahları geliştirmek için de bazı mekânlarda yer alan atölye masalarını kullanıyoruz.

The Last of Us

Silahlar dışında da bazı ekipmanlar var ve bunları direkt olarak çantayı yere koyup üretiyoruz. Çivili ve makaslı bir patlayıcı, molotofkokteyli, sis bombası dışında etraftan şişe ve tuğla da alıp düşmana fırlatmak mümkün. Bu arada çanta mevzusu The Last of Us’ın en önemli ve gerçekçi olaylarından. Diğer oyunlarda bir şeyleri pat diye üretirken, bu oyunda gerçeğe uygun olarak çantayı yere koymak, malzemeleri çıkarmak ve belli bir süre tuşa basılı tutmak gerekiyor. Yapılacaklar şeylerse kısıtlı ve buna paralel olarak gerekli materyaller de kısıtlı. Oyun boyunca etrafı iyice tarayıp bıçak, sargı bezi, bez parçası, alkol, patlayıcı ve şeker topluyor, bunların altı farklı birleşiminden de sağlık paketi ve çakı gibi şeyler üretiyoruz. Üretim aşamasında doğru tercihler yapmak da önemli çünkü aynı malzemeler, farklı şeyler üretmek için kullanılıyor ve ihtiyaca göre üretim yapılmadığından işler terse dönebiliyor. En kritiği de şu ki sağlık paketi de, molotofkokteyli de aynı malzemelerden yapılıyor. Bu durumda soru şu: Sağlık mı? Saldırmak mı?

Silah geliştirmek ve bir şeyler üretmek dışında Joel’in de yeteneklerini geliştirebiliyoruz. Şu ana kadar anlattıklarımdan, etrafı iyice araştırmanız ve her şeyi toplamanız gerektiğini anlamışsınız zaten. Bu araştırma sırasında hap olarak gösterilen şeyler de buluyor ve bunları Joel’i geliştirmek için kullanıyoruz. Geliştirmek seçenekleri arasında daha geniş bir sağlık barı, daha uzun mesafeyi duyabilme ve benzeri şeyler yer alıyor.


The Last of Us’tan çeşit çeşit düşman mevcut ve bunların bir kısmını dile getirdim zaten. Oyun boyunca en çok karşıma çıkan ve sizin de karşınıza çıkacak olan Tıkırdayanlar, görme yetisi olmayan ama sese duyarlı arkadaşlar. Bunları sessiz takılıp atlatıyoruz, bunu söyledim. Bana en çok zorluk çıkaranlar, oyun boyunca sadece dört kez denk geldiğim, artık virüsü kapmakla kalmamış, tam anlamıyla dönüşüme uğramış olan Bloater’lar. Bunları indirmek oldukça güç, ayrıca uzak mesafeden karşılık da verebiliyorlar. Bunlardan birine denk gelince size tavsiyem, bir sürü kurşunu heba etmektense molotofkokteyli kullanmanız.

Aslında yaratıklarla uğraşmak kolay çünkü savunulması kolay seviyedeler. Asıl belaysa oyunun bir noktasından sonra muhatap olduğumuz insanoğlu. Yönetimi elinde tutanlar, sizi her gördüklerinde direkt olarak öldürmeyi amaçlıyorlar ve bunun için de silaha başvuruyorlar. Hal böyle olunca kendinizi yakın dövüş seçenekleri, taşla, sopayla savunamaz hale geliyorsunuz, üç - beş kurşunu yiyip oturuyorsunuz. İnsanlara karşı en doğru tercih gizliliğe yönelmek olacak ama mecbur kalınca da yapacak bir şey yok, cephaneyi idareli kullanacaksınız.

The Last of Us

Oyunun tüm çatışma, gizlice ilerleme ve üretim konularının yanı sıra az da olsa bir bulmaca, çözüm üretme olayı mevcut. Kimi zaman bir bölgede tıkılıp kalıyor ve çıkış yolunu bulmak zorunda kalıyoruz. Bunun için çevreyi iyice analiz etmek, varsa kalas ve merdiven gibi objeleri kullanmak gerekiyor. Çözüm bulunamadığı ya da görülmesi gereken bir şey görülemediği zamansa Ellie’nin ufak ipuçlarıyla bize yardım etmesi hoş bir detay olarak akıllara kazınıyor.

Tabii ki The Last of Us’ın dünyasındaki tek masum insanlar Joel ve Ellie değil. Oyun boyunca birçok yan karakter oyuna dâhil oluyor ve çıkıyor. Oyunun en iyi yaptığı şeylerden biriyse bu giriş çıkışların sıradan değil, oldukça duygu yüklü olması. Eğer biraz olsun duygulanma yetisine sahip biriyseniz, The Last of Us boyunca duygusal açıdan gelgitler yaşayacağınızı garanti ederim.

The Last of Us’ı oynarken gördüklerim ve hissettiklerim neticesinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyun, oyunculuk hayatım boyunca oynadığım en iyi 10 oyundan biri kesinlikle. Her PlayStation 3 sahibinin mutlaka oynaması gereken bir oyun ve sakın ha bu oyunu atlayayım demeyin, başınızın etini yerim, söyleyeyim.

LEVEL.COM.TR SAOL ALINTI!!!